Bazen Avrupa’ya bakar yüzümüz,
ayna tutar gibi kendimize,
biraz düzen, biraz serinlik ararız.
Bazen bir haritanın kıvrımında
Ortadoğu çıkar karşımıza
yorgun, kanlı, uykusuz.
Ve anlarız:
Biz tam ortasındayız bu hikâyenin.
Üç kıtanın kavşağında
bir iç sıkıntısı durur bekler,
ne gümrükten geçer
ne pasaport ister.
Dinlerin gölgesi düşer omzumuza,
siyaset ağır bir taş gibi
dilimizin altına konur.
Konuşuruz, anlatırız,
ama hep bir cümle yarım kalır.
Ortadoğu bir labirenttir:
bir köşesinde kutsal taşlar parlar,
diğerinde mezhep ateşi yanar.
Petrol, altın gibi akar yerin altından ama yoksulluk
çocukların yüzünde kurur.
Zenginlik saraylarda yankı yapar,
çaresizlik sokaklarda fısıldar.
Bombaların gölgesinde
oynamayı öğrenemeyen çocuklar vardır,
sessizliği erken ezberlemiş.
Büyümeye fırsat bulamadan
hayattan eksilen isimler…
Mezar taşına sığmayan yaşlar.
Biz anlatırken Ortadoğu’nu,
aslında kendimizi anlatırız biraz.
Kendi iç savaşımızı,
kendi bölünmüş kalbimizi.
Ne tam Batı oluruz
ne Doğu’dan kopabiliriz.
Bir yanımız dua,
bir yanımız isyan.
Ve belki de bu yüzden
en çok biz anlarız
bu coğrafyanın mutsuzluğunu:
Çünkü Ortadoğu
yalnızca bir yer değildir
insanın içine kurulmuş
uzun, bitmeyen bir akşamdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder