İlkbahar gelir
adı umuttur
çünkü her şey biraz çoğalır bu mevsimde;
ışık, ses, yüzler…
ve insan,
kendi içinden düşürdüğü parçayı
yerden alıp
yeniden yerine koyar.
Şehirle sevişmiş olanlar bilir,
bir kente bakmak yetmez,
yeniden tanışmak gerekir.
Vapur dumanı bu kez
boğazına değil,
aklına dokunur insanın.
Martılar bağırır,
kalbine çizik değil
işaret koyar.
Deniz tuzu
dilinde değil,
gülüşünde kalır.
Rüzgâr güneyden eser,
itmez,
omzuna dokunur:
“Bekle,” der,
“Henüz bitmedi.”
Ben yine düşerim yola,
ceplerimde tomurcuklanmış sokaklar,
aklımda yarım kalmamış selamlar.
Samatya’dan geçerim
ilk kez gülümser gibi,
oysa her taş
beni yeniden çağırır.
Dar sokaklar uyanık,
kapılar aralanmayı hatırlamış.
Kadırga nefes alır,
kiliseler yalnız değil,
çanlar sessiz ama
kırgın değil.
İçimde bir şarkı dolaşır,
adı yine Rembetiko,
ama bu kez
hüzün arka masada.
Mırıldanırım:
“Çay elinden,
umut gözünden içilir.”
Ağaçlar kabarır,
bir memleket
yeniden kurulur içimde.
Sur dibinde
eski günlerin gölgesi var hâlâ,
ama şimdi kahkahalar
duvara yaslanmış.
Mahalle kahveleri
sadece sığınak değil,
başlangıç.
Dimitri yok belki,
Agop yok,
Mari başka bir baharda,
ama isimleri
rüzgâr hâlâ biliyor.
Masada çay var,
ucuz.
Sohbet biraz gelecek,
biraz bugün,
dün ise
gülümseyen bir fotoğraf.
Pazardan sesler yükselir:
yarı Türkçe, yarı Kürtçe,
hayat gibi canlı.
“Çilek taze,
bahar yeni!”
İstanbul duyar,
ve bu kez
umursar.
Çünkü bu şehir
yıkımdan değil,
ısrardan beslenir.
Kalabalığı yük değil,
nabız gibi taşır.
On altı milyon derler,
ben baharla birlikte
daha da fazla hissederim.
Afrikalı, Asyalı,
umutla gelmiş hayatlar…
Taşı toprağı altın değil belki,
ama toprağı
tohum tutar.
Cankurtaran’da soluklanırım,
Erol Taş’ın kahvesinde.
Nargile tütmez bu kez,
duvarlar yine Yeşilçam,
ama kötü adamlar
emekli.
Ahırkapı Feneri dimdik,
ışığı denize değil,
zamana düşer.
Geçen gemilere
el sallar.
Ben de sallarım.
Çünkü anlarım:
hayat dediğin
sessiz bir yolculuk,
ama ilkbaharda
insan
yürürken
kendine biraz daha yaklaşır.
Macit CÜNÜNOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder