Bir çocuk ağladığında
dünya susuyorsa,
orada saatler değil
insanlık durmuş demektir.
Bir çocuğun korkusu
kalabalık salonlara sığmıyorsa,
kürsüler, unvanlar, imzalar
boş kâğıttır artık.
Çünkü ahlâk,
en küçük sesin yanında durmadıkça
büyük laflar yalnızca yankıdır.
Parayla yıkanmış eller gördüm,
temiz sanıldı.
İtibarla örtülmüş suçlar gördüm,
saygınlık dendi.
Ama çocukların gözündeki
o karanlık
hiçbir makyajla gizlenmedi.
Rıza dediler.
Oysa çocuk,
henüz “hayır” demeyi öğrenirken
dünya ona susmayı öğretiyordu.
Bu, suçtan önce
bir ahlâk cinayetidir.
Zaman aşımı dediler.
Takvimleri ileri sardılar.
Ama travma,
bir çocuğun içinde hep aynı saatte kaldı:
Korkunun başladığı yerde.
Sessiz kalanlar oldu.
Bilen ama bakmayanlar.
Duyan ama duymamış gibi yapanlar.
Bilinsin:
Susmak burada tarafsızlık değil,
suça yataklıktır.
Bir toplum,
çocukları koruyamıyorsa
anayasası değil,
vicdanı yırtılmıştır.
Ve vicdan yırtıldığında
kanunlar yalnızca bez parçasıdır.
Bugün bu karanlığı konuşuyorsak
meraktan değil,
borçtan konuşuyoruz.
Çünkü çocuklara borçluyuz:
temiz bir dünya,
dokunulmaz bir gelecek,
korkusuz bir hafıza.
Şunu yazmak zorundayız,
çünkü yazmazsak suç
ortağı oluruz:
Çocukların bedeni üzerinden kurulan
her güç,
insanlığa karşı bir ihanettir.
Ve bilinmeli:
Güçlüleri aklayan,
çocukları yalnız bırakan
hiçbir düzen
medeniyet değildir.
Olsa olsa
iyi aydınlatılmış bir karanlıktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder