Bu sabah
felsefe yapıyorum kendimce,
kitapsız,
dipnotsuz,
ama vicdanlı.
Antik çağlara uzanmıyor aklım,
mermer heykeller kadar soğuk değil sorularım.
Ben bugünü soruyorum,
aynaya bakarak.
Bir toplum düşün,
günahı göğe havale etmiş,
ayıbı yere çakmış.
Günah ertelenmiş,
ayıp hemen infaz.
Yalan söylenir,
hırsızlık yapılır,
ama sessizce.
Yakalanmazsan sorun yoktur,
çünkü ayıp görülmedikçe yok sayılır.
İnanç ceplerde taşınır,
vicdan ise çoğu zaman evde unutulur.
Akşam duaları eksik olmaz,
sabah haklar eksilir.
En çok da uykuya yatarken belli olur insan,
başını yastığa koyduğunda
kiminle kaldığı.
Huzur mu,
yoksa susturulmuş bir
iç ses mi?
Yıllar geçer,
suskunluk tecrübe diye satılır.
Tek ses çoğalır,
çok ses yalnızlaşır.
Duvarlar konuşur artık,
insanlar fısıldar.
Özgürlük bir hatıraya dönüşür,
anayasa bir mendile.
Demir kapılar ardında
düşünceler çürütülür,
dışarıda nutuklar parlar.
Buna da büyük denir,
ışıklı tabelalarla.
Ama bilirim,
tarih sabırlıdır.
Ortaçağ bir gün yorulur,
karanlık kendi kendine çöker.
Ve yine bilirim,
umut fakirin ekmeğidir.
Bölüşürüz az da olsa,
kırıntısıyla ayakta kalırız.
Ye Memed ye,
belki yarın
ayıp ile günah yer değiştirir,
vicdan yeniden
en yüksek makama oturur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder