Amasya…
Adın bile yetiyor içimin kapılarını aralamaya.
Bir şehir değil yalnız,
tarihin alnına düşülmüş bereketli bir not gibi.
Amasya
Onlarca uygarlığın gölgesinde büyümüş,
taşı konuşsa destan anlatacak
bir müze kent.
Yeşilırmak
yine nazlı nazlı akıyor,
sanki çocukluğumu sırtına almış da usulca
uzaklara götürüyor.
Bağlar beton canavarından kaçabildiği kadar
meyveye durmuş;
misket elmasının kokusu
İstanbul’a kadar varır diyorlar,
inanırım.
Kirazlar sabırsız,
12 Haziran’ın görücüsüne çıkacak kızlar gibi.
Ziyere ile Yenice hâlâ
atışır mı bilmem,
ama şeftaliler, zerdaliler
çoktan sıraya dizilmiştir;
“Bizi de yaz,” der gibi.
Üzümler…
Siyahı, çavuşu, kınalısı
her biri ayrı bir ağıt,
ayrı bir sevinç.
Keşke…
Aynı sofrada kalabilseydik,
aynı gölgede,
aynı bağbozumunda.
Belki o zaman
şarapların en kralı
dostluk olurdu kadehlerimizde.
Annemin elime sıkıştırdığı elli kuruş
bir ömrün en kıymetli sermayesiydi.
Garbis'lerin kapısını çalardım
sirke kokan mutfaklarda
insanlığın en sade hâli vardı.
Hamit Efendi’nin dükkânı
köylerin kalbini taşırdı şehre;
küp küp yoğurt,
çökelek,
katkısız zamanlar…
Tereyağı sapsarı,
manda sütü bembeyaz;
hayat henüz hile öğrenmemişti.
Ramazanlarda
İsmet abinin fırınında
pide kuyruğu benim vazifemdi.
Yumurtalı, bol susamlı pideler zengin sofralarına giderken,
sade olanlar
bizim payımıza düşerdi.
İlk o zaman anladım
sınıf denen görünmez çizgiyi.
Yoksulluk
çocuk kalbime kazınmış bir mühür gibi.
“Emek en yüce değerdir”
dedim kendi kendime,
avuç içimde hâlâ sızlayan
o bekçi sopasının hatırına.
Savadiye’nin yaslandığı tepelerde
karga papucu, çiğdem topladım.
Yeşilırmak’ta yüzdüm,
Tersakan’a uzandım,
Ziyere Köprüsü’nden atladım
hayatın ortasına.
Korkusuzdum,
çünkü gençtim;
yoksuldum,
çünkü adildi dünya sandım.
Şimdi aradan yıllar geçti.
Nüfus arttı, evler çoğaldı,
ama benim Amasya’m
hâlâ on beş bin kişilik bir rüya.
İstasyonla Tatarlar Mahallesi arası
iki kilometrelik bir ömür.
Ne zaman gözlerimi kapasam
dünyanın en güzel vadisine uzanır gönlüm.
Dağlara selâm yollarım
yankı geri döner:
“Hoş geldin
Amasya sevdalısı…”
Bilirim,
beni unutmamışlardır.
Çünkü insan
doğduğu toprağı terk
etse de toprak
insanı hiç terk etmez.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder