10 Şubat 2026

BENİM MEYHANELERİM

Gönül dünyamda
Türk müziğinin derin bir edebi vardır,
adını anınca susulur,
dinleyince iç çekilir.

Bir bestede saklıdır bazen
kırk yıllık bir yalnızlık,
bir güftede
yarım kalmış bir akşam.

Gündüz çalınırsa tehlikelidir,
çünkü insanı işinden eder,
alıp götürür
bir meyhane masasının
en uç köşesine.

Hüzzamda başlar akşam,
camlar buğulanır,
rakı ağır ağır beyazlar.
Uşşak’ta iç çekilir,
Segâh’ta baş eğilir,
Karcığar’da çözülür dil.

Makamlar birer sandal gibi
kalbin kıyısına yanaşır,
hatıralar davetsiz misafirdir
ama kovulmazlar.

Bir eski dostun sesi gelir akla,
bir annenin susuşu,
bir sevgilinin yarım kalan sözü.
Masa kalabalık görünür
ama herkes biraz yalnızdır,
kadehler tokuşur
suskunluklar içilir.

Gözler kayar evet,
ama umut hâlâ masadadır,
en kenarda,
kimseye yük olmadan.
Şiir buradan doğar işte,
ne kürsüden
ne de yüksek yerlerden,
tam ortasından hayatın.

Kelimeler rakı gibidir;
fazlası taşar,
kararı gönlü açar.
Bir şarkı başlar usulca
kim söylediği mühim değil,
yeter ki doğru yerden değsin.

Gece ilerler,
klasikleşir hüzün,
soylu bir ağırlık çöker omuzlara.
Meyhane dağılır ama
şarkı kalır,
insanın içinden çıkmaz.
Herkes evine döner,
fakat bir parça
masada unutulur.

Ve sen anlarsın
bazı geceler içki için değil,
hatırlamak içindir.
Bazı şarkılar
eğlendirmez,
terbiye eder insanı.
Türk müziği budur işte;
hem vakur,
hem serseri,
hem klasik,
hem meyhane…

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...