Ramazan geldi,
kapılar daraldı,
sofralar küçüldü,
umut tencerenin dibine yapıştı.
Çarşı yangın yeri,
pazar duman,
etiketler küfür gibi
gözümüze çarpıyor.
Yoksul, açlık sınırının
altında değil artık,
altında eziliyor.
Birileri ekranlarda
manda yoğurdu anlatıyor,
kestane balı döküyor cümlelerin üstüne,
biz çöplükte
otlayan sabrı kemiriyoruz.
Suyundan da koy usta,
nasıl olsa boğazımızdan
bir şey geçmiyor.
Oysa Ramazan
bir zamanlar başka kokardı.
Odun ateşi,
meşe dumanı,
Amasya’da bir fırın önü…
Çocukluk kadar temiz,
pide kadar sıcak.
Sade olan ucuzdu,
susamlısı hayaldi.
Biz sade alırdık,
ama eve varmadan
yarısı biterdi.
Yokluk,
lezzeti büyütürdü o zaman.
Teravihler vardı bir de,
hızlıydı ama samimiydi.
Secde kısaydı belki,
niyet uzundu.
Şimdi secdeler uzun,
vicdanlar jet hızında
kaçıyor.
Camiler yıkıldı,
hatıralar enkaz altında.
“Meydan bozuluyor” dediler,
insan bozulurken kimse bakmadı.
Minare eğriydi,
ama adalet
çok daha eğriydi.
Ramazan susmayı öğretir derler.
Biz sustuk.
Sustukça
sofralar eksildi,
umutlar zayıfladı,
çocuklar büyüdü
ama doymadı.
Bu Ramazan
oruç yalnız mideye değil,
akla, vicdana, merhamete farz.
Eğer hâlâ
bir parça utanma varsa,
bir kırıntı adalet,
bir damla insaf…
Yoksa
hilal gökte değil,
boş tencerede görünür artık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder