Bu düzen,
yoksulun sırtına basarak
yükselen gökdelenlerdir,
temeli alın teri, çatısı yalandır.
Bir çocuğun rüyasıyla
bir bankanın faizi aynı
terazide tartılır
ve nedense hep para
ağır gelir.
Bize “sabır” öğrettiler,
ama sabrı hiç açlara sormadılar.
“Şükür” dediler,
sofrası boş olana kutsal kelimelerle susturmak için.
Oysa açlık
dua değil,
isyan ister.
Bak dostum,
toprak yoruldu artık;
üzerinde sadece ekin değil,
adaletsizlik de yetiştiriliyor.
Nehirler bile taraf tutuyor,
zengin semtlerden geçerken süsleniyor,
yoksul mahallelerde çamurlaşıyor.
Bir avuç insan
dünyayı avuç içi sanıyor,
parmaklarını sıktıkça
bizim nefesimiz daralıyor.
Ama unuttukları bir şey var:
yumruklar da yorulur,
eller açılmak zorunda kalır.
Biz,
isimleri istatistiklere yazılanlar,
hayatları “kayıp” hanesine düşülenleriz.
Ama tarih öyle
yazılmaz dostum,
tarih
sokağa çıkan ayak
sesleriyle yazılır,
barikatlarda çoğalan yüreklerle.
Bir gün
korku saf değiştirecek,
çünkü korku hep kalabalıktan ürker.
Bir gün
sessizlik suç ortağı olmaktan vazgeçecek,
duvarlar bile slogan öğrenecek.
Bizim devrimimiz
kanlı nutuklar değil,
ekmeğin eşit bölündüğü sabahlardır.
Çocukların
“büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna
“tok” diye cevap verdiği
bir dünya.
O gün geldiğinde
zenginlik utanacak kendinden,
yoksulluk kader olmaktan çıkacak.
Bayraklar değil insan onuru yükselecek göndere,
sınırlar haritalarda kalacak,
kalpler birbirine komşu olacak.
Ve eğer sorarlarsa
“Bu kim yazdı?” diye,
bir isim söylemeyin.
De ki:
aç kalanların midesi,
ezilenlerin yumruğu,
susmayanların sesi yazdı.
Çünkü bu şiir
okunmak için değil,
ayağa kalkmak içindir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder