02 Şubat 2026

VİCDANIN COĞRAFYASI

Bir çocuğun ağlaması
hangi ülkenin sınırına takılır?
Bir annenin feryadı
hangi büyükelçilikten vize ister?

Yeryüzü haritalarla bölünmüş olabilir
ama acının dili tektir.
Gözyaşı ne mezhep sorar
ne bayrak rengi.
Suriye’de bir ev yıkılırken
sadece taş düşmez yere,
bir masal yarım kalır,
bir ninni susar,
bir baba çaresizliği öğrenir
ilk kez ve sonsuza kadar.

İran’da geceler uzun,
sokak lambaları bile ürkek.
İnsanlar konuşurken
kelimelerini tartar artık,
çünkü her cümle
bir kapı gıcırtısı gibi
başına yıkılabilir.

Denizlerde dolaşan gemiler var,
çelikten, soğuk, duygusuz.
İçlerinde insan değil
hesaplar uyur.
O hesaplar ki
bir çocuğun ömrünü
“yan hasar” diye yazar deftere.

Kadınlar vardır,
enkazdan önce doğurmuş,
enkazdan sonra
çocuğunu toprağa vermiş.
Saçlarına erken düşen aklar
ne yaşlılıktır ne kader,
sadece çok fazla tanıklık.

Liderler kürsülere çıkar,
barış der, sabır der, sükûnet der.
Ama barış,
silah sesiyle konuşulmaz.
Sükûnet,
mezar başında vaaz verilerek sağlanmaz.
Üç kuruşluk menfaatler için
insan onuru pazarlık konusu.
Vicdan indirimde,
merhamet stokta yok.

Oysa insan dediğin
önce insan kalmalı,
sonra taraf olmalı.
Bir çocuk daha ölmesin diye
bir koltuk biraz sarsılsa ne olur?
Bir anne daha ağlamasın diye
bir bayrak biraz eğilse ne kaybedilir?

Bilmezler ki
dünya sadece güçlülerin omuzlarında durmaz.
Mazlumun duası vardır
ve o dua,
ne tanktan korkar
ne füzeden.

Gün gelir,
yıkılan şehirler yeniden kurulur.
Ama yıkılan vicdanlar
en zor onarılandır.
Ve biz,
hâlâ insan kalabilenler,
sessiz kalmadığımız her an
bu karanlığa bir mum yakarız.
Çünkü "insanlık,
ancak hatırlandığında yaşar."
diyen taraftayız.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...