Güneş,
bulutların arkasına saklanarak
akşamın eşiğine inerken
içimde uzun bir cümle başlar.
Adı yoktur,
ama bilirim:
romantizmin tam saatidir.
Bu vakitte
keskin sözler söylenmez,
siyah ile beyaz
ruhu daraltır.
İnsan
griyi öğrenmelidir;
çünkü hayat
en çok orada nefes alır.
Müzik
yüksek sesle değil,
derinden konuşmalıdır.
Ruh,
bir an geçmişin tozlu peronunda,
bir an henüz gelmemiş yarınların
kıyısında gezinir.
Ama şimdi…
şimdi de azizdir;
durulur,
bir yudum alınır zamandan.
Derin bir nefes.
Sonra
bir çift göz düşer akla:
kimi yeşil
bahar gibi,
kimi mavi
uzak denizler,
kimi ela
akşamüstü hüznü.
Hepsi
yorgun ruhu onarır.
Masallar başlar.
Hafıza
en sadık yoldaşın olur;
sessiz,
ama her şeyi hatırlayan.
Sanmayın şiir yazdığımı,
haddim değil.
Onca usta dururken
ben kimim ki?
Sadece
hissine tutunan,
kelimeyle kendini oyalayan
bir insanım.
Üç beş kişi okusa yeter.
Çünkü ben
bir kudretin değil;
güzelliğin,
doğruluğun,
sevginin,
ahlâkın,
hakikatin,
eşitliğin
ve özgürlüğün tarafındayım.
Ömrüm
bu tarafı tutmakla geçti.
Bedeller ağırdı,
yüküm fazlaydı;
ama dönüp baktığımda
hiçbir pişmanlık
yakışmıyor bu hayata.
Şimdi
romantik bir ezgi
odanın duvarlarına yaslanıyor.
Bir kitap açık masada;
kelimeler
yoksul gönlümü doyuruyor.
Hayat,
nereden baktığına bağlı elbet.
Ama şunu bilirim:
duygusallık
zayıflık değil,
bir meziyettir.
Gözyaşı bile
yalnız ruhu değil,
yüreği de temizler.
Çünkü biz
kırılan,
yanılan,
seven
ve yine de yürüyen varlıklarız.
Çünkü biz
İNSANIZ.
Macit CÜNÜNOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder