Bugün yeşile doğru uzanalım,
suyun sustuğu yerde konuşan
ağaçların yanına.
Bir göl var
adını fısıldayınca bile serinlik
iner insanın yüzüne:
Boraboy Gölü.
Deniz bana hep gürültü verdi,
oysa yeşil sabırlıdır;
bekler, dinler, iyileştirir.
Suya yaslanmış çamların
gölgesinde
zaman ağır aksak yürür,
taşlar bile yorulmaz burada.
Seyretmek bir iştir Boraboy’da,
seyrettikçe
içimdeki paslı kapılar açılır.
Göl, aynasını tutar yüzüme,
gençliğim geçer içinden
dokuz, on yaş;
bir piknik örtüsü,
bir krater sırrı,
şaşkın bir çocukluk.
Kulaklarımda
Pastoral Senfoni,
ağaçlar tempo tutar,
rüzgâr yaylılar gibidir.
Oksijen sarhoşluğu dedikleri
meğer
dünyaya yeniden inanmakmış.
Sonra düşünce düşer suya:
Doğa bizden ne çekti?
Nerede bir gölge varsa
üzerine beton döktük,
nerede bir sessizlik
oraya tabela diktik.
Koyları fethettik,
ormanları yorduk,
gökyüzünü bile
kiraya verdik.
Oysa Boraboy hâlâ direniyor,
tabiatın alnında
küçük ama inatçı bir mühür gibi.
Her gelişimde
“Uygar insanın evi burası olmalıydı”
diye iç geçiriyorum,
sonra biliyorum
nafile.
Keşke arada bir
göl kenarına otursak,
derin bir nefes alsak,
kuş sesleriyle
dünkü Amasya’ya yolculuk yapsak.
Nereden geldik,
nereye gidiyoruz
diye sorsak kendimize.
Belki dünya değişmez,
ama insan
bir ağacın gölgesinde
biraz düzelebilir.
Yazmam da bu nedenle:
Yorgun ruhuma
serin bir kıyı bulmak için.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder