14 Şubat 2026

ERGUVANLAR

Erguvan vakti İstanbul,
mor bir sır gibi düşer omuzlarına.
Sabah ezanı ile çan sesinin
aynı göğe karıştığı o ince saatlerde.

Boğaz, usulca adını fısıldar.
İstanbul
yalnız bir şehir değildir;
bir imparatorluk yorgunluğu,
bir deniz sabrı,
bir rüzgâr terbiyesidir.

Sularından gemiler geçer
her biri biraz hüzün,
biraz gurbet taşır.
Martılar, beyaz bir imza gibi
göğe adını yazar.

Bir zamanlar mor,
yalnız hükümdarların omzuna değermiş.
I. Konstantinos’un gölgesi
taş kemerlerin arasında dolaşır hâlâ.
Kubbelere çarpan akşam ışığında
tarih, usulca diz çöker.

Ama İstanbul en çok
baharda güzeldir.
Erguvan açtığında
ne fetih kalır akılda
ne yenilgi
yalnızca renk.
Morun ağırbaşlı asaleti
yeşilin sabrına karışır.

Deniz, kıyıya bir sevda bırakır.
Adalar ufukta bir sükût gibi uzanır.
Büyükada’nın çamları,
Heybeliada’nın rüzgârı
eski bir şarkının nakaratını taşır.
Bir köşede,
Sait Faik Abasıyanık
martılara bakarak susar.
O suskunlukta
bin hikâye vardır.
İstanbul,
sen biraz Hüzzam’sın,
biraz nihavend akşamı.
Bir meyhane masasında
ince belli bardakta çınlayan
kırmızı bir şarapsın.

Ama en çok da
bir dal erguvansın
hiç kimseye ait olmayan,
herkesi içine alan.

Ey kadim şehir,
sana yakışan
ne gürültüdür
ne kibir.
Sana yakışan,
Boğaz kıyısında
sessizce açan
bir mor çiçektir.
Ve biz
o çiçeğin gölgesinde
biraz insan kalabildikçe
sen hep güzel kalacaksın. 🌸

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YAŞASIN SANAT

Ülke ağır bir sisin içinde, sokaklar yorgun, kelimeler küskün. Gelecek denilen şey takvim yapraklarına sıkışmış gibi. Sandık kurulur, umut k...