Bir kent düşünün,
yirmi bin kalp atar içinde,
bir tiyatro gelince
sokaklar büyür,
sesler çoğalır,
hayat bir akşamlığına sahne olur.
Yeni Sinema’da
bir ses yükselir atmışlardan:
“Bu ne sevgi, bu ne ızdırap…”
Bir evde ud susmaz,
bir ağabey tutkuyla çalar,
bir çocuk istemeden dinler
ve bilmez
ileride bu sesin
hatıra olacağını.
Sessiz kentler sarsıntısız sanılır,
oysa fısıltılar
en yüksek çığlıktır.
Bir öğretmen,
bir taksi durağı,
bir evlilik…
Ağızdan ağıza dolaşan
adı konmamış bir manşet.
Kent konuşur,
susmayı bilmez.
Kız Sanat’ın pencerelerinde
gençlik asılıdır,
bakışlar gizli,
hayaller açıktır.
Bir isim dolaşır dillerde,
efsane olur,
hiç yaşanmamış aşklar
en çok yaşanmış gibi anlatılır.
Ve bir defile…
Bir bahçe,
bir podyum,
bir Yeşilırmak akşamı.
Mini etekle sınanan cesaret,
gelinlikle sınanan kader.
Genç erkeklerin uykusu kaçar,
köklü ailelerin umutları uyanır.
Belki bir bakış
yazgıya dönüşür.
O yıllar geçer,
ama kolay geçmez.
Aşklar yüksek sesle yaşanmaz,
mektuplara sıkışır,
çiçek kenarlarına saklanır.
Namuslu bir sevdanın
en ağır bedeli
sessizce ödenir.
Acı damla damla sızar,
mutluluk emek ister.
Duygular
nota olur,
hece olur,
komşu kızına bakarken
gözde titreyen ışık olur.
Hatıralar
inci gibi dizilir zamana.
Bir gözyaşı düşer
kimse görmeden.
Ve yıllar sonra
satırlara karışır,
okurun yüreğine değdiğinde
geride sadece
hoş bir seda kalır.
Dağ eteklerinden
dalga dalga yayılan…
Unutulmamış bir hayat gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder