Geçmişe dönmek diyorlar ya,
sanki bir tren varmış da istasyona yanaşır gibi…
Oysa geçmiş,
bir anda ayakkabısız yakalandığın bir ağaç dalıdır,
altında ırmak akar,
üstünde çocukluğun nefesi titrer.
Ben siyasetten söz etmiyorum,
o kirli defterler çoktan yırtıldı zaten.
İsimler var, evet,
duvarlara asılmış eski fotoğraflar gibi
bakınca tanıdık ama dokununca soğuk.
Kimse demokrasiye yatmadı,
kimse özgürlük diye uykusuz kalmadı.
O yüzden memleket hâlâ
aynı rüyadan uyanıp duruyor
ve her uyanış biraz daha yorgun.
Ben köyüme döndüm.
Şehir bana dar geldi,
kelimelerim bile betonlaştı orada.
Oysa toprak bilir insanı,
ırmak tanır yüzünü,
ağaç adını fısıldar.
Amasya…
Bir harita değil bu,
bir kalp çarpıntısı.
Her sokağı bir yaş,
her taşı bir anı.
Yeşilırmak geçer içimden,
ben onu çocukken geçmiştim.
Sekiz dokuz yaşındaydım,
ceplerimde yaz,
dizlerimde yara.
Kılıçaslan önü sabahı,
okul yolu uzun
ama davun ağacı yakındı.
Dayanamadım,
çocukluk dayanamaz zaten.
Tırmandım göğe biraz,
ayakkabılarımı unuttum yeryüzünde.
Sonra bir ses…
O ses hâlâ kulaklarımda.
“İn aşağı!”
Bir öğretmen değil,
bir dev kükremesi gibi.
Suçum büyüktü,
çünkü merak etmiştim,
çünkü hayata çıkmıştım.
Okula vardık,
adalet oradaydı sözde.
Tahta cetvel,
suskunluk,
öğretilen korku.
Eğitim dediler adına.
Oysa bana öğretilen
başını eğmekti,
düşmemek için değil
sorgulamamak için.
Yıllar geçti.
Dayaklar eskidi,
daum ağacı belki kurudu.
Ama o dal hâlâ içimde.
Hâlâ çıkarım bazen,
ayakkabısız,
dikkatsiz,
umutlu.
Şimdi soruyorum kendime:
Bugün çocuklar ağaca çıkabiliyor mu?
Yoksa ağaçlar mı yok artık?
Eğitim hâlâ
cezayla mı konuşuyor,
yoksa merhameti öğrendi mi?
Ben günlük siyasetten kaçıyorum.
Çünkü dipsiz kuyu.
İsimler değişiyor,
karanlık kalıyor.
Ben çiçeğin tarafındayım,
böceğin,
yeşilin.
Onların kırk yıllık hatırı var.
Yazıyorum,
bir kuple düşsün diye
kent hafızasının defterine.
Belki bir hemşerimin
gönül teli titrer,
belki bir çocuk
ağaca daha cesur çıkar.
Benim şiirim büyük laflar etmez,
benim şiirim ayakkabılarını unutur.
Irmak kenarında durur,
öğretmenin sesini duyar
ama yine de dalı bırakmaz.
Çünkü bazı hatıralar vardır,
can acıtır ama büyütür.
Bazı dayaklar vardır,
bedeni unutur
ama ruh hatırlar.
Ve insan,
en çok da
o hatırladıklarıyla insandır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder