Bugün yine içimde bir sokak açıldı,
taşları çocuk sesleriyle döşeli.
Bir ucu Yeşilırmak’a iner,
bir ucu annemin sesine çıkar:
“Geç kalma!”
Bin dokuz yüz elli altı…
Siyah önlük, beyaz yaka,
dizlerimde toz, avuçlarımda tebeşir kokusu.
Adı Yeşilırmak olan okul,
Kılıçaslan’ın gölgesinde iki
devreli umut.
Zil çalınca hayat başlar,
zil çalınca hayat susardı.
Nezahat hoca sert bir rüzgârdı,
Düriye hoca kışın ayazı.
Gülümsemek yasaktı sanki o yıllarda,
sevgi cetvelle ölçülürdü.
“Eti senin kemiği benim” diye
emanet edilirdik sınıflara.
Biz de emanettik işte,
biraz korku, biraz saygı,
biraz da anlaşılmamış çocukluk.
Mecit Bey’in yüzünde
hiç açmayan bir bahar vardı.
Eşini kaybetmiş bir adamın
içine çöken sessizlik gibi
konuşurdu bakışları.
Şamarın izi geçerdi yanağımızdan,
ama insanın içindeki kırık
uzun kalırdı.
Yine de öğrendik harfleri,
yine de yazdık adımızı dünyaya.
Sonra hamam günleri…
Anamın zoruyla
utancın buğusuna bırakılan çocukluk.
Kurnadan dökülen su
yalnız bedenimizi değil,
mahalleli olmayı da öğretirdi.
Kavun kokusu, karpuz serinliği,
dolma tenceresiyle girilen sıcaklık…
Amasya keyfi bilirdi,
sınırı bilmezdi.
Mahalle aralarında
karizma dolaşırdı:
Kelle Oğuz’un gölgesi,
Bülent’in rüzgârı…
Ahmet’le Hakkı ustaların fırınından çıkan
çörek kokusu
sabah ezanına karışırdı.
Bir poğaça alırdın,
yanında gençliğin bedava.
Ve biz beş kişi
Vehbi, Nihat, Fatih, Ömer ve ben
kapalı spor salonunun minderlerinde
terle yoğrulmuş arkadaşlık.
Parke zeminde düşer,
birbirimizi kaldırırdık.
Gençlik dediğin
düşe kalka büyüyen bir sevinçmiş meğer.
Şimdi her birine
binlerce selâm olsun.
Ama zaman…
Zaman dediğin
ne mahalle tanır ne hatıra.
Gümüşlü’nün hüznü,
Yakutiye’nin yıkımı
nasıl içime oturduysa,
Mehmet Paşa da aldı nasibini.
Evler gitti,
bahçeler sustu,
hatıralar istimlâk edildi.
Bir kapının önünde bekleyen çocuk
yerini beton bir sessizliğe bıraktı.
Zaman yakar,
zaman yıkar,
zaman unutturur sanırsın.
Oysa bir mahalle
insanın içine bir kez
yerleşti mi
hiç çıkmaz.
Şimdi elektrik faturaları yakıyor canı,
o günler soba yakardı.
Ama sobanın ateşi sıcaktı,
bugünün ışığı soğuk.
Yine de…
Yine de yüce mevlâ
bu günümüzü aratmasın.
Biz çocukluğumuzu kaybettik belki
ama hatıralar hâlâ yerli yerinde:
Yeşilırmak akıyor,
mahalle susmuyor,
bir yerlerde hâlâ
zil çalıyor.
Ve ben,
Mehmet Paşa’nın bir sokağında
hâlâ çocuk kalıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder