02 Şubat 2026

İNSAN OLMAK

Bazen bir fotoğrafın karşısında durur insan,
zaman durur sanırsın
ama duran yalnızca senin nefesindir.

Siyah-beyaz bir kare,
kenarları hafif yıpranmış,
içinde gencecik yüzler…
Henüz kaderin el yazısı
alınlara bu kadar sert basmamışken.

Yıl bin dokuz yüz altmış yedi.
Öğretmen okulunun son sınıfı…
Devletin verdiği umut kadar ekmek,
iki aylık bir staj,
bir ömür sürecek bir mesuliyet.
Tahtaya tebeşirle yazılan ilk kelime
“insan”dı belki de,
ama biz daha bilmiyorduk
ne kadar ağır bir sözcük olduğunu.

Sol başta Salim durur,
can arkadaşım,
gülüşü yarım kalmamış bir zamandan.
Şimdi toprağın serinliğinde uyur.
Toprak adil midir bilmem
ama herkesi eşit alır bağrına.

Birer birer eksildik biz,
sıra numarasıyla değil,
yüreğin tam ortasından.
Yitirdiklerimiz sayıyla bitmez,
takvim yaprakları yetmez onları anmaya.
Her biri ayrı bir ses,
ayrı bir kahkaha,
ayrı bir hatıra yükü omuzlarımda.

Nur içinde yatsınlar derim,
ama özlem hiç yatmaz,
ayakta bekler geceler boyu.
Mustafa Soydemir gelir aklıma,
Tatarlar Mahallesi’nden,
aynı okulun başka bir zamanından.
Gazi Eğitim’den geçmiş,
müziği hayata tutunma biçimi yapmış.
Parmakları notalara değdi mi
dünya bir anlığına
daha katlanılır olurdu.
Şimdi videolardan izlerim,
bir ekranın camında bulurum sesini.

İyi ki sosyal medya derim,
iyi ki teknoloji…
Yoksa bu hasreti
hangi mektup taşırdı?
Zileli Fevzi…
Ah Fevzi…
Sesi bir türkü gibi dolaşırdı sınıflarda.
Bir söyledi mi susardı gürültü,
utanırdı duvarlar bile.
O da göçtü,
kimliğini bırakıp,
şarkılarını alıp gitti.
Geriye titreşen bir boşluk kaldı.

Gidenlerin çoğu altmışında,
yetmişin eşiğine bile varamadan.
Ne tuhaf bir adalettir bu dünya,
kimine uzun bir ömür,
kimine yarım bir cümle.
Genç yaşta gidenleri düşündükçe
biz yaşlı sayılırız belki,
ama bu yaşamak mıdır?
Kirli savaşlarda düşen fidanlar gelir aklıma,
ellerinde oyuncak yerine korku,
ceplerinde gelecek yerine ölüm.
Utanırım yaşadığımdan.
Evet, utanırım.

Çünkü bazı acıların karşısında
nefes almak bile fazlalık gibi gelir.
Dua etmeye kalksam
kelimeler boğazımda düğümlenir,
yüreğim çarpar,
sanki beni de çağırır geçmiş.
Gözlerim dolar,
sessizce taşar.
Ama ağlamak da insanlıktır.
Hatırlamak da.
Unutmamak,
unutturmamaya çalışmak da.
Bir fotoğrafın önünde durup
“Biz neydik, ne olduk?” diye sormak…
İnsan olmak tam da budur belki:
Acıyı inkâr etmeden yaşamak,
kaybettiklerinin adını
kalbinle söyleyebilmek.

Ben insanım.
Bu yüzden canım yanar.
Bu yüzden hatırlarım.
Bu yüzden bazen susar,
bazen yazıya sığınırım.
Çünkü yazmak,
gidenlere kalan
en dürüst selamdır.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...