Bahar rüzgârları esiyor içimde,
takvim yalan söylüyor, Şubat'’ın ortası diyor.
Oysa içimde çoktan haziran yanığı,
çoktan sonbahar bilgeliği.
Bir sevinç var
nedensiz,
yerini bilmeyen,
beni benden alıp bir yerlere sürükleyen.
Ama nereye?
Memlekete mi,
bir şarkının sesine mi,
yoksa çoktan yıkılmış bir
akşama mı?
Şimdi bir martının kanatlarındayım.
Bulutlara yakın uçuyoruz,
aşağısı masmavi bir suskunluk.
Dağların gölgesi düşmüş denize,
insan kendi gölgesine basmadan yürüyemiyor.
Dilimde yarım bir ezgi:
"Uçun kuşlar uçun,
İzmir’e doğru…"
Yelkovan kuşları uzaktan başını sallıyor,
erguvanlar bahçelerde sessizce yanıyor.
Adalar çok yakın,
mimozalar altın sarısı
her biri bir eski dost gibi
çağırıyor beni.
Bir an duruyorum.
Bu güzellik fazla tanıdık.
İnsan ancak rüyada
bu kadar eksiksiz sevinir.
Silkiniyorum.
Hayır, diyorum.
Benim yolum içeri doğru.
Benim pusulam doğduğum topraklar.
Yeşilırmak’ın ses verdiği şehir…
Suların bile ağırbaşlı aktığı yer.
Bizim oralarda martı yoktur.
Cami avlularında güvercin,
parklarda serçe vardır.
Alçak uçuşludur sevinçlerimiz.
Gösterişsiz.
Ama kalıcı.
Yine de soruyorum:
Bir martı,
ilk kez içeri uçar mı?
İki kanatlıyız o vakit
biri İstanbul kokar,
biri çocukluk.
Bembeyaz, irikıyım,
yaşı sorulunca gülümseyen bir delikanlı.
Gel, diyorum,
ver elini cennetin yeryüzündeki izdüşümüne.
Önce birer çay içeriz ırmak kenarında.
Çay buharında çözülür yıllar.
En lezzetli çörekler benden.
Bilirim,
Karaköy simitinden de ağırdır tadı.
Bir de yarım kilo ılganus…
Oh!
Zaman bile durur.
Ben bakacak değilim ya,
iki duble patlatırım mehtap aşkına.
Kadehte ay kırılır,
gece biraz daha derinleşir.
Ve düşerim hüzzamın karanlık sularına:
Gecenin matemini
aşkıma örtüp sarayım…
Bak gör,
yaş yetmişi geçmiş olsa da
gönül hâlâ delikanlı.
Hâlâ ilk şarkıda yanıyor,
son şarkıda susuyor.
Memleket gürültülü.
Herkes bahar bekliyor.
Kimi cennet kapısı sanıyor sabahı.
Ben diyorum ki:
Hele cehennemin kapısı bir kapansın,
üstü kalsın.
Geri kalan sessizlik
bize yeter.
Bak Amasya’ya
buram buram bahar.
Bir adım ötede erik ağaçları fısıldıyor:
“Gel,” diyor,
“çocukluğundaki gibi kopar beni.
Nasıl olsa kimse görmez.
Zaten meyve
paylaştıkça güzeldir.”
İşte bu sözlerle
gecenin sessizliğine doğru yürüyorum.
Gençlik uzaktan bağırıyor,
kalabalıklar coşuyor,
sözler havada çarpışıyor.
Benim payıma düşen belli:
İki duble rakı,
bir kuple şarkı,
bir ömürlük susuş.
İşte o benim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder