Akşam olur,
Boğaz’ın rengi koyulaşır,
mavi susar, siyah konuşur.
Vapur düdüğü
bir yetim gibi çarpar kıyıya,
kimse sahiplenmez.
Ceplerimde eski pazarlar var,
annemin “üşütme” tembihi,
babamın yarım kalmış cümlesi.
Bir de kitap arası kurumuş yapraklar
hangi mevsimden kaldı
hatırlamıyorum.
Şehir yürür üstüme,
adımlarım geride kalır.
Her köşe başında
satılık bir hatıra,
kiralık bir vicdan.
Bir ev düşünürüm,
bir zamanlar bir şairin nefesiyle ısınmış;
duvarlarında kahkaha değil
ince bir hüzün dolaşmış.
Orhan Veli’nin doğduğu ev derler,
ama aslında
doğduğu şey şiirdir
ev sadece tanıktır.
Biz tanıkları sustururuz,
sonra gerçeği ararız.
Bir sokağı yıkar,
adını tabelada yaşatırız.
İçimizi yıkarız ki
kir görünmesin.
Pazar biter,
hafta başlar.
Herkes bir yerlere yetişir,
kimse bir şeye varmaz.
Ben kalırım,
Boğaz’la baş başa.
Martılar bile
benden erken vazgeçer ekmekten.
İstanbul hâlâ güzel, evet,
ama güzellik de yorulur bazen.
Vefa ister,
hatırlanmak ister.
Ve ben anlarım:
Bu şehirde yaşamak;
şiir okumak için değil,
dayanmak içindir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder