Akşam ağır aksak yürür bu sokakta,
taşlar bile yorgun.
Bir masaya oturur insan bazen,
adını bilmeden yalnızlığın.
Biraz kül kalır geriye,
biraz duman
o benim işte.
En yalnız masayı seçtim kendime,
çünkü nihâvend kalabalık sevmez.
Duman gözlerime doldu,
kül omzuma çöktü;
içimdeki akşamın adı çoktan konmuş:
uzun, çok uzun bir akşam.
Şarkılar seni söyler dillerde,
saklanmaz artık adın.
Şarkılar yazdım sana,
her biri yarım,
her biri eksik bir vedaydı.
Ahımı, hicranımı sakladım sandım,
meğer acı
çoktan herkese dağılmış.
Mihrabım…
Bu kelimeyi söylemek
bir kadehi devirmek gibi;
taşıyor insan.
Sesin,
neyin en ince yerinden geçen
kırılgan bir sızı.
Yüreğime kördüğüm atılmış,
çözmedim.
Çünkü bazı düğümler
çözülürse
insan eksilir.
Düşünürken seni
yüzüm gülüyor derler;
bilmezler ki
o gülüş
en çok yorulan yerdir.
Yine hazan mevsimi.
Takvim suskun.
Bazı sonbaharlar hiç bitmez;
yapraklar dökülürken
en çok kalp üşür.
Saatler sarhoş,
gece koyulaşır,
son nota uzar,
uzar
ve bitmez.
Ve artık hiçbir şey kalmaz söylenecek.
Masa susar.
Gece susar.
Ben susarım.
Sadece içimde
bir şarkı ayağa kalkar:
"İçimde nice yılların
özlemi var,
ağla gitar, çal gitar."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder