09 Şubat 2026

SEVGİYLE YAŞAMAK

Zamanın omzuna çökmüş ağır 
bir ülkeyiz artık,
kelimeler bile tedirgin çıkıyor ağzımızdan.
Her cümlede bir yarım korku,
her susuşta bastırılmış 
bir çığlık var.

Birbirimize bakarken
önce kimliğimizi, sonra kalbimizi görüyoruz;
işte kırılma tam da burada başlıyor.

Oysa insan,
insana bakmayı yeniden öğrenebilse…
Bir yüzü okur gibi değil,
bir yarayı sarar gibi bakabilse.
Ne kadar çok “öteki” biriktirdik cebimizde,
ne kadar çok sevgiyi unuttuk
acıyla beslenen hafızamızda.

Bize öğretilen tarih
hep keskin, hep kanlı sayfalarla dolu;
oysa sevgi de yaşanmıştı 
bu topraklarda,
sessizdi belki,
ama köklüydü, derindi.

Yunus’un sözü hâlâ duruyor bir yerlerde,
Mevlâna’nın çağrısı rüzgârda,
Hayyam hâlâ soruyor:
“Bu kadar kin nereye?”
İnsan, yüzleşmeden iyileşemiyor.
Acıyı halının altına süpürmek
evin içini temiz yapmıyor.
Ruhun zulasında saklanan her nefret,
bir gün kapıyı kırıp çıkıyor.
Ve en çok da masumların kapısına dayanıyor.

Sevgiyle nefret
aynı kalpte uzun süre barınamaz.
Biri çoğaldıkça
öteki eksilir.
Ve sol memenin altında
kararmaya başlayan o cevahir
ya affetmeyle parlar
ya da suskunlukla körelir.

Gülümsemek devrimdir bazen,
anlamak başkaldırı.
Bir çocuğun saçını okşamak,
bir kadının sesine kulak vermek,
bir yabancıyı kendinden saymak
en güçlü direniştir belki de.

Çünkü dünya
kinle değil,
sevgiyle taşınır omuzlarda.
Çiçekler,
ancak nefret ekilmeyen topraklarda açar.
O yüzden
ötekileştirme,
yaraya tuz basma.
Anla, dokun, paylaş.
Kalbini zincire vurma;
bırak artezyen gibi fışkırsın sevgi.
Ve hatırla:
İnsan,
en çok sevgiyle yaşarken
insandır.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...