09 Ocak 2026

BİR YANGININ KÜLÜ

Yaş kuşağım ciddi fireler vermeye başladı.
En son yakın bir dostumun ''alzheimer'' olduğunu öğrendim, aynı devreydik.
Şimşek gibi bir zekâya sahipti, 68'lilerin öncü isimlerindendi.
Belki hatırlayanlar çıkacaktır, Kayseri Pınarbaşı'nda Hüseyin İnan ile birlikte yakalanmıştı.
Güzergâhındaki nihai hedef Nurhak dağlarıydı...
Yoldaşları onları bekliyordu.
Yetmişli yıllarda 2,5 yıl Ankara'da aynı evde kalmıştık.
Hem sendikal hem de siyasi mücadelenin yılmaz neferiydi.
Elbette selâm olsun o yıllara.

Fakat dostumun hastalığını duyunca derinden sarsıldım.
Hemen telefona sarılmak istediysem de arkadaşlar uyardı: ''Nafile, artık hiç birimizi tanımıyor.''
Aman tanrım, nasıl bir düşkünlük hâlidir,
sanki dayanılmaz çaresizliğin son perdesi.
Oysa daha dün üç yıldır zona denilen illetten çekiyorum diye ortalığı velveleye verdim, vallahi de billahi de öylesine utandım ki, aynaya baktım yüzüm kızarmış.
Yazıklar olsun bana yüzlerce kez binlerce kez ve karar aldım bir kez; dört kolluya binmiş olsam dahi sesimi çıkartmayacağım, söz.

Canım benim, kardeşim, yoldaşım...
Kavgada öylesine dik dururdu ki, yanındaki bizleri insanlığından utandırırdı.
Daha nice örnek alınacak davranışlar.
Hele bir keresinde yine Ankara'dayız,
Ünlü Dedeman grevi sürüyor.
Sendika olarak ziyarete gittik.
Polis o zamanlar bugünkü gibi değil, 
iktidarda Kıbrıs fatihi Ecevit'in azınlık hükümeti...
Bizleri güllerle karşıladılar, bonus olarak da Rambo çakması birinin cobu dostumun başına indi...
Ama ne inmek, yoldaşım hafifçe sallandı, sonra yere yığıldı.
Resmen beyin sarsıntısı geçirmişti.
Yiğit gardaşım benim, ambulans istemedi.
Su kolanya derken tekrar ayağa kalktı, grev çadırının önündeki işçilerle halay çekti.
Bir iki yıl sonra da 12 Eylül faşizmini işkencehanelerde geçirdi, tek bir dostunu ele vermedi, direncinin ünü ondan önce mahpus damlarına yetişti.
İşte böyle bir kahramandı...
Benim için ise çok daha ötesiydi.

Ah canım benim, bilsen bu satırları yazmak ne kadar da zor.
Birlikte ne badireler atlattık...
Fakat senin her zamanki sağ duyun, engin öngörün sayesinde nice faşist engelleri aştık...
Tabii senin hayat hikâyen zengin tecrübeydi...
Ne de olsa 12 Mart mahkemelerinde ipten dönmüştün...
Ve onca gazeteci senin maceralarını yazmak için can atıyordu...
Sen hiç birine itibar etmedin, derviş tavrınla arkanı dönmeni bildin.
Bak arkadaşın şimdi yazıyor, elbette derdi magazinsel malzeme çıkartmak değil...
Derdi kanayan yüreğini acısını tarihe not düşürmek...
Bilmem anlatabildim mi can dostum?
Sen benim biricik yoldaşımsın.

Macit CÜNÜNOĞLU

 

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...