AH AMASYA
Uzun zamandır
uğramadım sana Amasya,
oysa hep aklımdasın.
İhmal dedikleri
insanın kendine gecikmesi
belki de.
Kusura bakma toprağım,
şehirler de küser bazen
unutulunca.
İstanbul’dan sonra
adın düşer dilime,
tarihinle ağır,
taşın toprağın hazine.
Her kapıdan bir roman çıkar,
her sokakta
yarım kalmış bir masal.
Mabetler, türbeler,
sessizliğe yaslanmış dualar…
Pontus’un gölgesi
efsaneler bırakmış ardında.
Ferhat’ı suya yazmışsın,
Şirin’i kayalara.
Kızlar Sarayı
zamana karışmış bir kervan gibi.
Yeşilırmak geçer içimden,
vadinin kalbi gibi atar.
Toprak onunla doyar,
hatıralar onunla dirilir.
Huzurun adını
sana vermişler sanki.
Belki de
aşkların ilk taslağı
kıyında çizildi.
Amasyalı utangaçtır,
anılarını cebinde taşır.
Ar ile edep
başka türlü durur yüzünde.
Osmanlı’nın sesi
genlerinde hâlâ fısıltı.
Ama o günler geçti.
Şimdi üniversite var,
gençlik var,
yeni bir dil büyüyor şehirde.
Yalıboyu geceleri
rock’la uyanıyor,
Mahsuni sabaha karışıyor.
Eren Erbaş çaldığında
karlı kayın ormanları
seriliyor gözlerimin önüne.
Umut diyorum buna,
başka adı yok.
Gelsin istiyorum insanlar,
yüzbinlerce.
Kral mezarlarına çıksınlar,
kaleyi dolaşsınlar.
Tokat kebabına gömülüp
şehri seyretsinler.
Ziyere’de semaver,
Ebemü’de rakı…
Bunlar da birer ibadet.
Elma mevsimi şimdi,
misket kokusu
ömre bedel.
Bağ bozumu gelince
üzüm çağırır şarabı.
Ama…
Ermeni kardeşlerimiz yok artık.
En güzelini onlar yapardı.
Koparıldılar topraklarından.
Acı bir suskunluk kaldı geriye.
Ah Amasya…
Nelere kadirsin sen.
Hem vefalı
hem hoyratsın.
Onca hazineyi harcadın,
onca insanı yitirdin.
Kusura bakma ama
bazen Osmanlı'yı aratmıyorsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder