27 Ocak 2026

MEDYA GÜLLERİ(!)



Dün Fatih Altaylı'yı YouTube kanalından izledim, 
akşam da Ertuğrul Özkök'ü Sözcü Tv'de dinledim. 
Öncelikle belirtmek isterim ki Altaylı'ya büyük geçmiş olsun, hiç bir suçu yokken yedi buçuk ay boş yere yattı. 
Bu düzende olur böyle vakalar, allah daha beterinden sakınsın diyelim... 

Ve geçelim asıl mevzuya, elbette ilk sözüm Fatih Altaylı'ya. 
Kardeşim hiktiri moktan bir lâf uğruna zindana tıkıldın, lâkin o nasıl Silivri güzellemesidir... 
Vallahi kendi adıma çok şaşırdım ve üzüldüm.
Biliyoruz ensesi kalın adamsın, para pul sıkıntın yok. 
Diyorsun ki hücreme adım atar atmaz televizyon ile buzdolabı satın aldım, aferin iyi yapmışsın. 
Hapishane tarihinde bir ilki gerçekleştirmişsin...
O da kantine avokado ile brokoli getirttirmişsin... 
Bir aferin de buna, hakikaten iyi yapmışsın. 
Bir de ziyaretçi trafiğinden gına gelmiş, resmen bunalmışsın... 
Sabrın için bir aferin daha!
Banka müdiresi Seçil Herzan'a da çok üzülmüşsün... 
Hassas kalbin ve insanlığın için bu kez yüz kere aferin... 
Başka, yatak altında gömlek ütüleme numaralarını bırak... 
Almışsın karşına Emre diye bir çocuk, bu millete ne anlatıyorsun?
Silivri şöyle güzel böyle güzel, konfor beş yıldız on numara, hizmet kusursuz, personel kibarlığın nezaketin üst sınırında...
Eee, ne yapalım yani, tatil programlarımızı Silivri'ye göre mi ayarlayalım?
Nasıl olsa girmesi kolay, basarsın birilerine üç beş kalay, akşamına kalmaz zindandasın!
Ya çıkış vizesi?

Bizim adımız Fatih değil, baldırı çıplak emekliyiz...
Ayrıca avukat tutacak kadar bile ekonomik gücümüz yok.
Hepsinden ötesi torunlarımı çok özlerim...
Düşürmem onları Silivri yollarına, kıyamam içim parçalanır.

Neyse, tekrar geçmiş olsun Fatih usta, bir lokma utanma duygun varsa Kavala'dan, Demirtaş'tan utan...
Baştan sona hesap et, ay gün sayma, kaç yıldır içerdeler?
Evet, öfkeliyim...
Suçsuz yere zindanlarda yatan insanlarla atıyor yüreğim...
7,5 aylık hapislik macerasını Bodrum tatiline dönüştüren zibidileri çekemiyorum.

Şimdi gelelim zamanın ruhu prensi Ertuğrul Özkök'e.
Sözcü'de konuştu, iki saate yakın süre sabırla dinledim.
Ufku geniş, fantazisi bol adam.
Yarım saate yakın asrın devrimci gazetecisi Fatih Altaylı'yı övdü, yere göğe sığdıramadı.
Normaldir, ordan geçti Hintli Budist rahiblere...
ABD'de 3700 km önlerinde köpek yürüyeceklermiş...
Dertleri barış çiçek böcek...
Ertuğrul abinin yakın takibindeymiş...
Belki kovboy bozuntusu Trump etkilenirmiş...
Tabii bir güldüm bir güldüm...
Ondan sonra da ''Nerdesin Papa?'' şarkısına geçtik...
Tüm dünya bu parçayı dinliyormuş...
Cahil kaldığım için vallahi çok utandım..
Tam ''caz yapma'' Ertuğrul diyecektim ki... 
Adam geçmez mi caza...
Pes doğrusu, hakikaten hayatı magazin.
Bir de demez mi: ''Dünyayı çiçek çocukları kurtaracak''...
Ve ben, tahmin edersiniz bastım en nadide küfürlerimi...
Hanım beni susturmak için zor yetişti televizyonun başına, anında kapattı.
Bilahare sakinleştim, ve Fatih ile Ertuğrul'un gözüktüğü mecralardan uzak durmaya karar verdim...
İyi mi?
Evet, televizyon eleştirilerim bugünlük bu kadar...
Hepinize televizyonsuz akşamlar dilerim.

Macit CÜNÜNOĞLU



Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...