Yılbaşı gecesi çoluk çocuk güzel geçti.
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini de geride bıraktık.
Hadi moda deyimle bir yaş daha aldık diyelim.
Aynı dertler sıkıntılar kaldığı yerden devam ediyor.
Sadece bir farkla, komşumuz İran'da gümbür gümbür bir devrim geliyor gibi.
Ya sizce?
Gene dip dalga olarak, dış güçlerin etkisiyle değil, halkın iradesiyle Mollalar rejimi yıkılmak isteniyor.
Oh ne âlâ!
Yerine ne gelir, onu bilmiyorum ama seküler dünyaya entegre olacak bir idare gelirse fena olmaz diye düşünüyorum.
Özellikle bizim açımızdan, en azından haritaya göre sağ tarafımızdaki kara bulutlar dağılır.
Darısı dibimize, yani Suriye'ye...
Sakallı kravatlı Colani aklını başına devşirirse laik bir düzen kurulabilir.
Bu da Beş Tepe'yi epeyce rahatsız etse de büyük patron Trump'ın emir komuta zinciri altında çözülemeyecek mesele değil.
Belki de ben fazla iyimserim...
Yine de umutlanmak istiyorum.
Ondan sonra şehzade Bilal efendi istediği yerde Hamas mitingleri yapsın; yemezler!
Çünkü bu işleri, yani yurtiçi problemleri CHP kadrolarının çözecek kapasitesi yok.
İstediği kadar Halk TV ile Sözcü'nün desteğini alsınlar ulusalcılık batağında boğulmaya mahkûmlar.
Ben demiyorum, tarihin şaşmaz pusulası yarınları böyle öngörüyor.
Öyleyse Batı'ya kısrak başı gibi uzanan Anadolu coğrafyası çevre faktörler sebebiyle bir nebze olsun soluklanıp 23 yılını tamamlamış belayı def edebilir...
Tabii ki inşallah diyeceğim de, zaten iktidardaki AKP'in son kullanma tarihi de geçeli epeyce oldu...
Öyleyse İran halkından aldığımız gazla işbaşına...
Hodri meydan; saray mı yaman, yığınlar mı yaman?
Hem yaşayalım hem de görelim o zaman.
Neyse, bu günlük bu kadar siyaset yeter.
Gelin bir de Cem Yılmaz'ın son şovuna bakalım.
Netflix'te izledim, güldüm mü güldüm.
Zaten adamın işi bu, otuz yıldır sahnede.
Espirileriyle asık suratlı halkımızı eğlendirmeye çalışıyor.
Derdi eğitmek değil...
Hele hele de mesaj vermek, hiç değil.
Ama soğuk ama sıcak; ortaya karışık şakalar yapıyor.
Elbette alıcısı gani, hemi de milyonlarca.
Salon tıka basa dolu.
Bir de hariçten gazel okuyup Cem Yılmaz'ı linç etmeye kalkanlar var.
Dertleri milletin bir nebze olsa da moral değerlerini yükseltmeye çalışan sanatçıyı Silivri'ye tıkmak.
Alıştılar çünkü, savcılık makamı ile jurnalci tayfa arasında müthiş bir korelasyon var.
Al gülüm ver gülüm, ne olduğunu anlamadan sabahın köründe gözaltı...
Peşinden Adlî Tıp, ardından jet hızıyla mahkeme...
Büyük final, dağılın lan ben geliyorum mahpus damlarına!
İnanın toplum böylesi senaryolara öylesine alıştı ki mezardaki anama müebbet verseler yadırgamayacağım...
Çünkü burası Türkiye, sultanın gölgesinde yaşayan ülke!
Son söz olarak da, lâf aramızda sevgili Cem Yılmaz da sıfırı tüketmiş, yani sermayeden yiyor...
Veya tükenmişlik sendromu yaşayıp hayranlarına son kez el sallıyor...
Belki de sahnelerin bekleme salonunda, düşünsel dünyamıza botokslu göndermeler yapıyor...
Ancak ve de her şeye rağmen bendeniz Cem Yılmaz'ı çok seviyorum...
İyi ki var, çölleşmiş hayatımıza renk kattığı için.
Evet, herkese iyi akşamlar.
Sevgiyle, neşeyle kalın.
Macit CÜNÜNOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder