31 Ocak 2026

UZUN GECE

Gece ağır ağır inerken şehrin omuzlarına
bir lamba titrer uzak bir sokakta,
rüzgâr bile yürürken sesini kısar
uyandırmamak için içimdeki eski yaraları.

Ben hüzzam bir adamım,
neşeyi tanırım ama misafir gibi ağırlarım.
Asıl ev sahibim hüzündür,
koltuğunu çekip oturur karşıma
ve hiç acele etmez konuşurken.

Mehtap bazen bir aynadır,
bakınca yüzümü değil
geçmişimi görürüm.
Bir yarım kalmış gülüş,
bir “kalsaydın” cümlesi
ve çoktan kapanmış bir kapının gıcırtısı.

Nihavend akar içime,
gitarlar yoktur orada,
çünkü bazı aşklar telli çalgı sevmez;
sessizlik ister,
bir de yastığa akan gözyaşı.
Ağlarım,
ama sesim bile özür diler karanlıktan.

Uşşak olur akşam,
güneş çekilirken perdeleri yavaşça.
Hüzün çay gibi demlenir içimde,
ilk yudumu acıdır,
sonrası alışkanlık.
İnsan en çok da
alıştığı acıya bağlanır.

Buselikte çıkarım meydana,
zülfüm dağınık,
yüreğim daha dağınık.
Kimseye meydan okumam aslında,
sadece görünmek isterim bir an,
“ben hâlâ buradayım” demek için
hayata ve zamana.

Gezinirim makamları bir bir,
her biri başka bir duraktır.
Rast’ta tutunmaya çalışırım,
Segâh’ta eğilir başım,
Hicaz’da yollara düşerim,
Kürdî’de yalnızlığımı yanıma alırım.
Her makamda biraz eksilirim,
ama tamamen kaybolmam.

Çünkü insan
tam da en kırık yerinden
hayata bağlıdır.
Gece ilerler,
şehir uyur,
ben uyanık kalırım.
Çünkü bazı yürekler
uyumak için fazla doludur.
Ve sabaha doğru
melankoli usulca çekilir köşeye,
yerini sessiz bir kabullenişe bırakır.

Aşk gitmiştir,
ama izleri hâlâ duvardadır.
Ben yine hüzzamım,
yine nihavendim,
yine uşşak bir akşamın kıyısında.
Makamlar biter belki,
ama içimdeki bu uzun gece
kolay kolay susmaz.

Macit CÜNÜNOĞLUOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...