Takvimler sustu
Ağustos’un beşi bin dokuz yüz kırk iki,
Bir cümle okundu kürsülerden
Ve o cümle
Bazı evlerin kapısına mühür oldu.
Gazeteler bağırıyordu sabahları,
Mürekkep kararmıştı vicdandan.
Karikatürlerde bir yüz,
Hep aynı yüz…
Adı yoktu,
Sadece işaret harfi vardı.
Defterlere insanlar yazıldı,
İsim değil — harf kondu yanlarına.
M, G, D…
Bir kalemin ucunda
Bir ömrün tartısı.
On beş gündü verilen süre,
On beş gün
Bir hayatı bozdurmak için.
Duvarlar satıldı,
Merdivenler el değiştirdi,
İstiklal Caddesi
Başını eğdi.
Kapılar çalındı ocak sabahlarında,
Soğuk yalnız havadan değildi.
Evler boşaldı,
Hatıralar haczedildi,
Bir fincanın dibi bile borç sayıldı.
Ve bir gün
Yük vagonları durdu peronda.
Kimse “nereye” diye sormadı,
Çünkü cevap zaten belliydi:
Aşkale.
Kürek verdiler ellerine,
Toprak ağırdı,
Hafıza daha ağır.
Kazılan sadece yol değildi,
İnsan onuru da gömülüyordu
kar altına.
Yarı ücret, yarım hayat,
Borçtan düşülen nefesler…
Bazıları döndü,
Bazıları bir daha
Hiçbir takvimde yer bulamadı.
Bu bir vergi hikâyesi değil,
Bu bir harf hikâyesi değil.
Bu,
Bir devletin aynaya bakmayı unuttuğu,
Bir toplumun susarak
suç ortağı olduğu
Uzun bir kışın şiiridir.
Ve Aşkale
Hâlâ soğuktur,
Çünkü orada
Sadece insanlar değil,
Adalet de üşümüştür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder