Bir gezegen dolusu yorgunluk
ve hâlâ avuç içimde atan
inatçı bir kalp.
Amasya’da doğdum,
taşın hafızası vardı orada,
Yeşilırmak konuşurdu geceleri,
cenazelerle saklambaç oynardık
musalla taşının gölgesinde.
Çocukluk dediğin,
ölümü erken tanımaktır bazen.
Babamın sesi sertti,
rakının buğusu ağır.
Bir tokat düştü mü hayata
uzun sürer yankısı.
Öldüğünde
utangaç bir sevinç geçti içimden,
affet Tanrım,
çocuk kalbi böyle işliyor.
Annem…
Göçle yoğrulmuş bir kadın.
Selanik’ten kopup gelmiş,
yoksulluğu “cankurtaran” diye adlandırmış.
Ekmek yokken
pişi vardı,
umut yokken
direnç.
Tokat’ta yatılı bir yalnızlık,
tuvalet köşelerinde gizli ağlayışlar.
Devlet baba bakıyordu bize,
meğer sistem sosyalmiş de
biz fark etmemişiz.
Sonra kitaplar…
Gaz lambasının titrek ışığında
Lenin,
Nisan Tezleri,
belde silah,
bir avuç hayâl.
Devrim sandığımız şey
meğer gençliğin ateşiymiş.
Öğretmen oldum,
sürgün oldum,
işçi oldum,
sendikacı,
kaçak,
mahkûm…
Bir tek şeye teslim olmadım:
susmaya.
Sevdiklerim öldü.
Önce annem, bir ay sonra karım,
sonra ağabeyim,
sonra gençliğim.
Bir mezarlık büyüklüğünde
hatıra taşıyorum içimde.
Oğlum…
Bir bölük asker,
bir gece,
Dağlıca.
Otuz altı saatlik cehennem.
“Vatan sağ olsun” dediler,
ben sustum.
Keşke vatan batsaydı da
evlatlar yaşasaydı.
Kızım…
Hayata benzeyen tek doğru cevap.
Torunlarım…
Zamanın beni affetme şekli.
Yetmiş altıma geldim.
Hâlâ müzik dinliyorum,
hâlâ kitap kokusu seviyorum,
hâlâ barış diyorum.
Demek ki yenilmemişim.
Bu şiir bir son değil.
Bu,
yaşadım demenin
en yalın hâli.
Ve bilinsin:
İnsan olmak,
bütün ideolojilerden
daha ağır bir sorumluluktur.
İşte bir kuple hayat
Yolculuğum sonsuzluktur.
Macit CÜNÜNOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder