Saraydüzü'nde hemşerimiz Yavuz Sultan Selim'in doğduğu yerde anıtsal bir dikilitaş vardı...
Hâlâ duruyor mu bilmem?
Çocukken çitleri aşıp dibine kadar giderdik.
Çünkü o bölge askeriyeye aitti.
Dikilitaşın üzerinde Arapça da olsa bir şeyler yazıyor muydu, inanın hatırlamıyorum.
Neyse, bugünkü sohbetimizin asıl mevzusu sultanımızın eşsiz marifetleri!
Ayrıca Amasya doğumlu olduğu için geçmişi de yad etmiş oluruz.
Ama ne geçmiş, tarihsel gerçeklikler düşman başına!
Evet efendim; Selim efendi padişah II. Beyazid'in oğlu.
Gel zaman git zaman babası da her fani gibi yaşlanıp Azrail'in bekleme salonuna girdi.
Bu arada niyeti Dimetoka'ya yerleşip tahtı oğluna bırakmak.
Fakat sevgili evlâdı Selim; babasını belki geri döner endişesiyle zehirletmesin mi?
Haydaaa!
Olacak iş mi?
Padişah zaten tahtı bırakmayı kafasına koymuş, sevgili oğlu zehirletip öldürüyor.
Sakın zamanın ruhu, konjonktür gibi saçma sapan bahaneler sıralamayın...
Şehzade de resmen patalojik sorunlar var, bilhassa vicdani boyutta.
Yalnız Selim efendinin (Selim diye yazıyorum, çünkü henüz Yavuz olmamış) Kardeşleri de var.
Bir de toprak altındaki ağabeyleri.
Babasını katleden ruh, yeğenlerine acır mı?
Çiçeği burnundaki padişah ilk icraat olarak Bursa'ya gelir, başlar can almaya.
İlk olarak da merhum ağabeyi Şehinşah'ın oğlu Mehmet'i boğdurur.
Varan bir!
Sonra merhum ağabeyi Mahmut'un oğulları Musa, Emin ve Orhan'ı boğdurur.
Hız kesmiyor sultanımız, katliama devam.
Tarih sırasıyla:
Merhum ağabeyi Alemşah'ın oğlu Osman'ı boğdurur.
Sıra hayattaki iki ağabeyine geldi,
Korkut'la Ahmet'e, onları da kurduğu tezgâha düşürerek boğdurur.
Durun daha bitmedi.
Ağabeyi Korkut'un oğlu sarayda rehin tutuluyor.
Tabii malûm sonuç, o da boğulmaktan kurtulamıyor.
Derken efendim, geldik mi boğdurulan sadrazamlara, paşalara...
Ve kıyıma uğratılan Alevî canlara...
Haklısınız, geçmişi yad edelim diye çıktım yola, sayfam döndü mezbaha yayın organına.
Neyse, hemşerimiz tahtta fazla kalamadı,
takdiri ilâhi işte; ''siri pençe''denilen bir çıban yüzünden 50 yaşında bu dünyadan ayrıldı.
Mezarı İstanbul Yavuz Sultan Selim Camii'nin bahçesinde.
Yolum düştükçe uğrarım, açıkça itiraf ederim ki dua falan okumam, türbenin yakınındaki helaya işer geçer giderim!
Macit CÜNÜNOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder