Kaç bin yılın yükü var sesimde
Bir türkü başlar, duvarlar ürperir
Bir adam söyler
Memleket susar.
Yağmur değil bu
Gözlerimden akan tarih
Kirpiklerim alışkın artık
Islanmıyor hiçbir şey
Yanmak hariç.
Kapına geldim Ahmet
Bağışlanmak için değil
Hatırlanmak için
Çünkü bu ülkede
Unutmak en büyük affetme biçimi.
Nergislerimi ateşe verdiler
Suçum
Biraz fazla sevmekti memleketi
Biraz yüksek konuşmak
Biraz “hayır” demek
Biraz insan kalmak.
Gurbet dedikleri
Haritada bir yer değil
Kendi dilinde boğulmak
Kendi toprağında yabancı olmak
Sessizce ölmek
Ve adına kader demeleri.
Bu topraklar
İsyanı sever ama isyancıyı sevmez
Türküye ağlar
Türküyü yakanı alkışlar
Sonra da
“Ne iyi adamdı” diye mezarına çiçek bırakır.
Zindanlar hazır
İdam sehpaları iştahlı
Karakol gölgesi serin
Filistin askısı tanıdık
Zebani bol
Üniformalı, kravatlı, köşeli…
Ahmet
Toprağın altındasın şimdi
Ama inan
Burada hâlâ sen söylüyorsun
Biz hâlâ yanıyoruz.
Tanık mısın söyle
Abartı var mı kelimelerimde?
Bu ülkede
Azınlıksan eksiksin
Devrimciysen suç
İtiraz ediyorsan ölüsün
Yaşarsan da cezaevi.
Ben de nergisim
Ateşe verilenlerden
Her şarkında
Bir parçam kül oluyor
Her susuşumda
Bir ülke daha çöküyor içimde.
Ve bil dostum
Hasretin sadece sana değil
Adalete
Özgürlüğe
İnsanca yaşama
Dair ne varsa…
Şarkını açıyorum yine
Sesin duvara çarpıyor
Geri dönüyor
Kalbime saplanıyor.
Oy…
Gene yandım
Ama olsun
Bu yanık
Bize yüz yıldır miras.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder