29 Ocak 2026

KİBELE'NİN İZİNDEN


İstanbul
hem sever insanı
hem döver.
Önce lodosuyla bir tokat atar yüzüne,
sersemletir,
sonra poyrazıyla nefesini kilitler kapılara.
Çıkamazsın.
Oturursun,
aptal bir bekleyişle
pencereye yaslanıp dünyaya bakarsın.

Neyse ki internet var,
camdan değil
ekrandan açılan bir pencere.
Gönlümce gezerim.
Soğuk ülkelere düşer yolum:
İsveç, Norveç…
Karın sessizliği
içimdeki gürültüyü bastırır.
Beyaz manzaralara bakınca
ferahlar kalbim.
İstanbul’un da artistik köşeleri var:
Boğaz kıyıları,
Kavaklar,
Fener.
Karadeniz rüzgârı taşırlar.
Hepsi cennet,
ama sıcak günlerde
insan Anadolu’yu özler.
Bolu Dağı’nın çamlarını,
Boraboy Gölü’nün durgunluğunu,
Karadeniz yaylalarını…
Gidebilsem Cilo’ya,
adım adım gezsem
buzul göllerini.
Kara kovan balı yesem,
kardelenler toplayıp
tanrıça Kibele’ye sunsam…
Rüyaların en güzeli bu olsa gerek.

Bir de Anadolu var:
uygarlığın beşiği.
Göbekli Tepe
daha dün keşfedildi,
ama tarih
M.Ö. sekiz bin beş yüz.
Ateşten sonra,
yazıdan önce.
Tekerlek yok henüz,
ama dağlar yerinde,
nehirler ezberinde yolun.
Fırat hüzünlü,
kardeşi Dicle.
Kızılırmak, Sakarya, Yeşilırmak
Karadeniz’e koşar.
Toroslar güneyin bekçisi,
Ağrı
sessizce toplar etrafına Ermenileri.
Van Gölü kıyısında
Ahtamar yükselir taştan bir dua gibi.

Sonra sahneye Türkler çıkar.
Yıl bin yetmiş bir.
Malazgirt’te cenk,
sonrası İstanbul’a uzanan yol.
Selçuklu, Osmanlı…
Ve bugün:
Beştepe Sarayı.
Tarihe bakarım,
kendime bakar gibi.
Atalarımı sorarım zamana.
Cevap nettir:
Ben
çok memeli
tanrıça Kibele’nin soyuyum.
Öyleyse ne mutlu bana.
Asil ninem benim.
Eminim,
sonsuzlukta buluşacağız.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...