kaldırımlar hâlâ aynı yorgunluğu taşıyordu,
taşların arasında yarım yüzyıl sıkışmıştı zaman.
Derken Artin çıktı karşıma
ilkokuldan, ortaokuldan,
çamurlu sahalardan, çaput toplardan.
Yarım asır…
İnsan bir ömürdür sanır,
meğer bir sigara arasıymış.
Artin hiç değişmemiş,
saçları hâlâ dimdik,
boya yoksa eğer,
aslanlar gibi durmuş yaşamın karşısında.
Sarılmadık.
Bazı dostluklar tokalaşmaz,
başını eğerek selam verir hayata.
Babası Mardiros Amca gelir aklıma,
kentin en ünlü eczacı kalfası.
İki yıl çıraklığını yaptım,
eczane değildi orası,
yarı hastane, yarı dert anlatma odasıydı.
Doktoru beklemezdi insanlar,
eczane köşesinde sıraya girerdi umut.
Artin mesafeliydi hep,
ürkek bir güvercin gibi.
Hrant’ın satırlarından çıkıp
gelmiş sanki.
Ama Levon Abi öyle miydi?
Akordeonu göğsüne bastığında
gözlerinin içi gülerdi Boğaz’a karşı.
Terziydi aslen,
ama notalar ona daha yakışırdı.
Garbis Abi suratsızdı,
nobran ama vakur.
Dikran Abi vardı kuyumcu,
iki ay önce ölüm ilanını gördüm gazetede.
Cevat Kurtuluş’u andırırdı asık yüzüyle.
Çınarcık sahilinde dertleşmiştik,
dalga sesiyle karışmıştı iç çekişlerimiz.
Ohannes Amca’yı unutamam,
baba dostu, zahire tüccarı.
Yanındaki Şeref Abi,
bu günün genel müdürlerine
zarafet dersi verirdi sessizce.
Kevork Usta’nın terzihanesi ise
bir güzel sanatlar akademisiydi:
makaslar altın, eller sabırlı,
çıraklar hayata biçim alırdı.
Yervant Usta’dan çekinirdik,
iri kıyım tornacı.
Terzi Mari’nin intiharı çökerdi mahalleye
gazyağı, sessizlik,
unutulmuş bir cenaze yolu.
Sahi, bu kentte hiç kilise yok muydu?
Savadiye’de yıkık bir tanesini hatırlarım,
duvarları arasında aşık-kındak oynadık.
Sonra üstüne spor salonu yaptılar,
taşın hafızasını betonla kapattılar.
Nüfus az değildi aslında,
beşte birdi belki bu kentin insanı.
Babam anlatırdı,
1901 doğumluydu,
1915’i gözleriyle taşırdı.
Helvacı köyü yanındaki nehir…
Yeşile karışan kırmızı.
İsimleri sayardı bir bir,
ellerinde baltalar olanları da bilirdi.
Ben tarihten anlamam,
ama suskunluktan da anlamam.
Herkes konuşur 1915’i,
en az dinlenen tarihçiler olur.
Ben sadece gördüğümü,
duyduğumu,
baba yadigârı sohbetleri anlatırım.
Bu şiirde siyaset yok,
hamaset yok,
lider isimleri yok.
Sadece aynı sırayı paylaştığım çocuklar,
aynı sokakta top koşturduğum yüzler var.
Neredeler şimdi?
Tapu kayıtları bilir belki.
Gözler yalan söyler,
senetler susmaz derdi biri.
Bir Nazım dizesi dolaşır içimde,
Ruhi Baba’nın sesiyle:
“Bu memleket bizim…”
Milliyetçilik herkese yakışır belki,
ama vicdan herkese şart.
Mevzubahis vatansa
öptüm seni Artin,
Kevork, Nişan.
Siz hâlâ Feriköy’de misiniz?
Yoksa
bir fotoğrafın soluk kenarında mı kaldınız?
Macit CÜNÜNOĞLU
Not: Bu yazım 23 Aralık 2011 tarihlidir.
"GAZETEMEN" adlı sitede yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder