KARDEŞİMSİN HRANT
Elim yetse
takvimlerden söküp atardım
on dokuz Ocak’ı.
Ama yüreğimden?
Hayır.
O gün ben de düştüm toprağa.
Bir insan öldü
delik ayakkabılarıyla
İstanbul’un orta yerinde.
Adı Hrant’tı.
Soyadı Dink.
Bizden biriydi,
insanlığın içinden.
Beyaz bereli bir çocuk sıktı tetiği,
uzak bir kentin soğuğundan gelmişti.
Elinde emir,
yüreğinde ödünç bir nefret.
Tanımıyordu onu,
ama öldürdü.
Dediler ki:
“Miras”,
“artık”,
“fazlalık”.
Oysa o
yetim büyümüş bir çocuktu,
okumuştu, yazmıştı,
barış demişti.
Adı Hrant’tı.
Sadece Hrant.
Ben Amasya’danım.
Gümüşlü Mahallesi'nden.
Çocukluğumda
isimler yan yana dururdu:
Agop’la Ali,
Kirkor’la Kemal,
Arman’la Hasan.
Bir gün cami avlusunda
kör bir bıçakla
bileklerimizi kestik.
Kanlarımızı karıştırdık.
Çocuk aklıyla
sonsuz bir ant içtik:
“Ölene kadar kardeşiz.”
Ne kadar masumduk.
Ne kadar savunmasız.
Sonra cinayet büyüdü,
şehirlerden taşarak.
İşkencehaneler,
gurbette ölen bedenler,
kalpte gömülü anılar…
Ve geldik
19 Ocak 2007’ye.
Öğle vakti.
Bir banka önü.
Enseme değen kurşunla
yere uzandım.
Delik ayakkabılarımla.
Ben ölmedim sadece.
Vicdanlar ağır yaralandı.
İnsanlık kan kaybetti.
Yarınlar şüpheli artık.
Şimdi
Topkapı’da toprağın altındayım.
Eğer biraz insanlığınız kaldıysa
mezarımı
gözyaşlarınızla sulayın.
Barış için.
Yarınlar için.
Kardeşçe.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder