28 Ocak 2026

SEVDALAR

Ben bugünü yazmam,
bugün çok gürültülü.
Ben hatıraları yazarım,
sessizliğin içinden süzülen
eski bir ezgi gibi.

Okunuyorsa yazdıklarım,
demek ki geçmiş hâlâ diri,
demek ki insan
yorulunca dönüp
kendine bakıyor.

Çağ dediğin yordu bizi,
insan insanlıktan çıktı.
Kurumlar tabelada kaldı,
adalet kelimede.
Cennete mi bu gidiş,
yoksa kıyametin provası mı,
bilen yok.

İçimiz yanıyor,
çünkü örgütsüzüz,
çünkü sesimiz
duvara çarpıp geri dönüyor.
O yüzden kaçarım ben
günlük politikanın girdabından,
boğulmamak için
Amasya’ya sığınırım.

Yeşilırmak açar kucağını,
“gel” der,
söğüt dalları gölgelik,
ırmak tanıdık.
Ilganus balıkları
kaytan bıyıklarıyla selam verir,
su bile hatırlar beni.

Uzaklardan bir musiki yükselir,
Asım hocanın neyi,
Necmi abinin kemanı,
Ruhat’ın klarneti,
Rıza’nın kanunu
ve ağabeyim Adnan’ın udu…

Bir hüzzam peşrevi geçer içimden,
işte huzur,
işte hayat.
Irmak kenarında
herkese yetecek kadar yer var,
ne itiş kakış,
ne boğazın kibri.

Sırtımı dağlara veririm,
yanımda bağlar,
dostum kiraz, şeftali, zerdali.
Bir sevgili gibi
dudağıma uzanırlar.
Tarih yanı başımda yürür,
Strabon yalnız hemşerim değil,
akrabamdır zihnen.
Yüzyıllar ötesinden
göz kırpar bana.

Yeşilırmak durgundur,
birazdan Tersakan’la buluşur,
sonra Karadeniz’e varır yol.
Hırçındır deniz,
ama güzeldir;
lüferiyle, kalkanıyla,
levreğiyle,
olmazsa olmazı hamsisiyle.
Gel keyfim gel.

Memleketim diye söylemem,
Amasya yaşanacak kenttir.
Ama ah…
Şu İstanbul sevdası yok mu,
işte o
yüreğimde durur
hiç susmaz.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...