Çağ, şiiri hızlı tüketti
paketledi, etiketledi, sattı.
Oysa biz
bir dizeyi günlerce cebinde taşıyan
insanlardık.
Nazım geçer aklımdan,
bir dünya haritası gibi açılır sesi,
vatan derken insanlığı kucaklayan
o büyük yürek.
Cemal Süreya dokunur omzuma,
bir kadın saçından düşer zaman,
aşk bir kelimeyle yaralanır.
Orhan Veli gelir sonra,
ceketinin cebinde deniz,
ayağında nasır,
dilinde sade ama sonsuz bir isyan.
Şimdi
şiir bağırıyor vitrinlerden,
çok satıyor,
çabuk tüketiliyor,
derinliği kadar değil
gürültüsü kadar alkışlanıyor.
Ben yine de
eski şairlerin arasına sığınıyorum,
tozlu sayfalarda nefes alıyorum.
Her dize bir yolculuk,
her okuma yeni bir şehir içimde.
Günlük hayat yorgun,
siyaset çamur,
eğitim yaralı.
İnsan insanı taşımakta zorlanıyor artık.
Geriye
bir tek liman kalıyor:
sanat.
Ve sanatın kalbinde
şiir atıyor.
Şiir,
kelimelerin kristal hâli.
Kolay değil,
bir ömürlük birikim ister.
Biraz acı,
biraz aşk,
biraz da susmayı bilmek.
Kelimeleri dansa kaldırırsın,
duygular utangaçça yaklaşır,
bir satır titrer,
sonra bir diğeri…
Ve ince ruhlara dokunan
o sessiz mucize doğar.
Popülist gürültüler geçer elbet,
hamaset yorulur,
pazar kapanır.
Ama iyi şiir kalır.
Klasik müzik gibi,
anlaşılması zaman ister
ama bir kez girince kana
çıkmaz.
Aşk da böyledir,
her yürek taşıyamaz.
DNA’larda karanfil açmalı,
kan kırmızı gül taşımalı.
Sonra…
ölçüyü boş ver,
kafiyeyi unut.
Şiirin anayasası yoktur zaten.
Yeter ki
bir yer olsun içimizde,
her şeyi söylemek mümkün.
Yaklaşalım,
duyalım…
Anlatamasak bile
şiir bilsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder