Bir sabah kapıyı çaldılar,
Ne selâm vardı ne hâl hatır.
“Hazırlanın” dediler,
Bir devlet cümlesi kadar soğuk,
Bir mezar taşı kadar kesin.
Hazırlanmak dedikleri ne?
Bir ömür nasıl toplanır bir bohçaya?
Hangi ana sığdırır
Oğlunun çocukluğunu sandığa,
Hangi baba bırakır
Duvardaki çivide asılı ekmeğini?
Toprak bilir,
İnsan köklenir.
Ağaç gibi,
Mezar gibi,
Hatıra gibi…
Ama bir kalem oynadı masada,
Bir imza atıldı haritada.
Ve bir gecede
Komşu, yabancı oldu.
Ev, “öteki” sayıldı.
Mezarlar bile pasaport
sorar oldu.
Bir buçuk milyon
Oradan buraya.
Beş yüz bin
Buradan oraya.
Rakamlar yürüdü yollarda,
Ayakkabıları yırtık,
Gözleri geride kalmış.
Kadınlar sustu,
Sustukça yaşlandı.
Erkekler dimdik yürüdü
Ama omuzları çöktü.
Çocuklar soru sormayı bıraktı,
Çünkü cevaplar
Hiçbir dile çevrilemiyordu.
Deniz gördü hepsini.
Vapur güvertelerinde
Aynı dua, farklı dillerde.
Aynı korku,
Aynı mide bulantısı,
Aynı “geri döner miyiz” sorusu.
Kim döndü ki?
Giden, gittiği yerde “yabancı”
Geldiği yerde “misafir”
Ömrü boyunca arada kaldı.
İki vatan arasında
Vatansız yaşlandı.
Politika dediler adına.
Devlet aklı dediler.
Ulus inşası,
Denge, güvenlik…
Peki ya sevda?
Peki ya komşunun anahtarı?
Peki ya aynı fırından alınan ekmek,
Aynı çeşmeden içilen su?
Bu ne la?
Mal mı sayıyorsun?
Can mı tartıyorsun terazide?
Bir kilo hüzün,
İki kilo gözyaşı
Kaç para eder masada?
Evler boş kaldı,
Ruhlar doldu.
Gelen, gidenin hayaletinde yaşadı.
Giden, gelenin eşyasına yabancı.
Hiçbir eşya
Sahibini bulamadı.
Yıllar geçti.
Takvimler değişti.
Ama bazı dedeler
Hâlâ rüyasında
Eski kapısını açıyor.
Bazı nineler
Hâlâ yanlış memlekette
Doğmuş gibi hissediyor.
Mübadele dediler adına,
Oysa adı
Sökülmeydi.
Koparılmaydı.
İnsanlıktan fire vermekti.
Bugün 103 yıl geçti.
Ama acı yaşlanmadı.
Sadece sustu.
Toprağın altına çekildi
Ve her yıl
Bir günlüğüne
Yeniden konuştu.
Dinle.
Bu şiir değil sadece.
Bu,
Yerinden edilmiş bir vicdanın
Hâlâ eve dönmeye çalışan sesidir.
Not: Bu satırlar mübadelenin 103. yıl dönümünde kaleme alınmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder