23 Ocak 2026

ŞİKÂYETİM YOK

ŞİKÂYETİM YOK 

Akşamın kendine özgü bir hissiyatı var,
Sanki bir yerlerden 
izin almış gibi.
Güneş mi el verdi, tanrı mı,
Yoksa çaresiz yalnızlık mı?
Ne yapsam çözemedim.

İçimde başka türlü bir 
çarpıntı var.
Ne alışıldık, ne de yabancı.
Sevda desem eksik kalıyor
Aşk desem fazla iddialı.
İkisi arasında bir yerde 
duruyor kalbim.

Adını koymaya cesaret edemediğim bir hâl.
Doğrusunu söylemek gerekirse...
Serseri bir ruh taşıdığım kesin.
İstanbul sokaklarında büyüdü.
Hayatı kaldırım taşlarından öğrendi.
Pera’da olgunlaştı
Galata’da gökyüzüne inandı.
Taksim’de diplomasını aldı.
Zaten kaybolmadan 
yaşanmaz ki bu şehir.

Gel de sevgisiz kal bu dünyada.
Gel de kalbinin kapılarını kapa.
Hesaplı duygular hiç bana göre değil...
Ölçülüp biçilmiş bakışlar.
Gözlerinin rengi önemli mi,
Bana bakman yeter. 

Gerisini kalbim tamamlar
Elbette kaybolmak isterim
bir şarkının orta yerinde,
bir cümlenin sonunda 
bir sevdanın en savunmasız anında.

Yaşın ne önemi var ki,
Gönül hâlâ sokaklarda yürüyorsa
Hâlâ bir el arıyorsa karanlıkta.
Tek derdim aşkta masumiyet
Yalana bulaşmamış yakınlıklarsa...

Kendini saklamayan gülüşler.
Sımsıcak sarılmalar
Utanmadan, sıkılmadan,
Hayata karşı dik duran insanlarla aynı safta olabilmek...
İşte bütün mesele bu.

Bir de küçük, ama derin bir dileğim var:
Yağmur altında yürümek,
Islanmayı dert etmeden.
Ruhumda kelimeler biriksin,
Taşsın, dökülsün topraklara.

Aşka şiir yazmalıyım,
İnandığımı inkâr etmeden.
Çok mu şey istiyorum bu hayattan?
Bazen haykırıyorum,
Ama sesim başkasına ulaşmıyor.
Özlemler sessizce akıyor  içime.
Geçmişin tortusu,
Yarınların belirsizliği.
Yine de şikâyetim yok
Geldik, gidiyoruz işte.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...