19 Ocak 2026

BİR ANI

Zannederim 90'lı yıllardı.
Bir iş için Ankara'ya gitmem lâzım.
O tarihlerde de Varan Turizm non-stop Ankara seferlerini başlatmış, İstanbul Başkent dört saat falan.
Ne güzel, bekleme salonundayım.
Bir de baktım önde Safiye Ayla peşinden Müzeyyen Senar özel bir otomobilden indiler.
Şoför kravatlı, çekmiş lacieri; valizleri taşıyor...
Derken ticari bir taksiden İnci Çayırlı inmez mi?
Offf!
Kadroya bak, sanki ince saz fasıl heyeti.
Tabii bendeniz zevkten dört köşeyim, bu ne şans!
Bu arada yolda okurum diye yanıma aldığım ''Felsefenin sefaleti'' adlı kitap...
Yemişim felsefeyi, Türk müziğinin duayenlerinin yanında kitap okunur mu?
Anında felsefeye ihanet edip kitabı el çantamın gözüne soktum.
Ve başladım üstad sanatçılara çapa atmaya...
Belki takılan, belki sırnaşık hayranlarına pas veren olur diye.
Nitekim operasyon başarıyla tamamlandı, Safiye hanım ilk muhabbeti açan oldu.
Oysa İnci hanımı tercih ederdim de zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına derler.
Bu arada meselenin aslını öğrendim, üç büyük ses Ankara Radyosu'nun bilmem kaçıncı kuruluş yılına davetliymişler.
Ne mutlu bana, ilgilerini çekmek için sohbet girizgâhımda amatör düzeyde ud çaldığımdan söz ettim ve makam bilgimin tüm inceliklerini tek tek sergiledim.
Ne de olsa tescilli ukala biriyim.
Ve bu tavrımla kalplerini fethetmeyi başardım.
Tabii netice başarılı, kalktılar TRT'de düzenlenecek baloya davet ettiler.
Elbette haddimi aşmayıp nazikçe geri çevirdim.

Oysa o devirlerde İnci Çayırlı Kadıköy Selamiçeşme'de koro şefliği yapıyor.
Sevgili ağabeyimle epeyce katılmışlığım var, O sazende ben de hanende olarak.
Ama bahtıma Safiye Ayla çıktı.
Keşke Muazzez Abacı çıksaydı, belki diyeceğim ama Heybetli'nin gazabından korkup O'na da yanaşamazdım.
Hakikaten talihsiz biriyim, bir dönem Nilüfer'e asıldım, mektup bile yazdım...
Tam olacak gibiyken acıların Muhtar'ı çıktı...
Bir ara Zuhal Olcay boşta kaldı...
Bu kez gönül boşluğum dolacak dedim, Halük ta Londra'dan geldi...
En son da Hüner Coşkuner bari olsun dedim, bir de ne göreyim; haspam binmiş Jet Fadıl'lın jetine  bana nanik yapıyor.
Ondan sonra da bıraktım bu tür kırık işleri, inzivaya çekildim.
Aynen Çilehane dervişleri gibi...
Ancak düsturum dualar değil, zikir hiç değil...
Udum elimde makamlar arasında ufaktan ufağa dolaşıyorum, elbette ufak şişe eşliğinde.
Yüce rabbim sonumu hayr eyleye!

Macit CÜNÜNOĞLU
 

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...