Üst üste iki gün Amasya Musiki Cemiyeti hakkındaki düşüncelerimi ve izlenimlerimi paylaştım.
Biliyorum, benimkisi suya yazı yazmak gibi bir şey.
Çünkü beklediğim ilgiyi bulamadım.
Sağlık olsun, ancak bu gerçeğin bir yığın sosyo-ekonomik ve psikolojik sebepleri var.
Bir kez toplum olarak geçmiş değerlerimize sahip çıkmama özelliğimizi sorgulamıyoruz.
Daha açıkçası yüzleşme geleneğine sahip değiliz.
Ayrıca dertleri, gözümüze çarpan çöpleri halının altına süpürmekte de oldukça mahiriz.
Tersi olsaydı Amasya böyle mi olurdu?
Bir dönem kent barbarca yıkıldı, alt üsat oldu, halkta tık yok.
İki gündür anlatmaya çalıştığım Amasya Musiki Cemiyeti tamı tamına 113 yıllık kurum.
Kıdem bakımında yarışacak il yok, Üsküdar bile O'nun yanında küçük kardeş kalıyor.
Hâl böyle olunca da bizmkinin cenaze namazını çoktan kılmışlar, yüz yıldan fazla birikimini de Belediye'ye devretmişler.
Oh, suyundan da koy!
Vallahi emeği geçen onca üstadın mezarlarında kemikleri sızlamıştır.
Ancak kimin umurunda, sanatmış manatmış...
Geç bunları anam babam, aç YouTube...
Patlat arabeskin allahını, peşinden Cevher'in tombul memeleri, finaldaki şarkımız ise bir İstanbul türküsü: Beyoğlu'nda gezersin güzelleri süzersin...
Öyleyse yandan Halimem yandan!
Oysa bugün bir anımı paylaşmak istemiştim.
Bundan on bir sene önce Amasya'yı ziyaret ettim.
Tahmin edeceğiniz popüler adresleri yegân yegân gezip dolaştım.
Başta Ebemü, Belevi, Uygur, son durak da Kulüp balkonunda gün batımı.
Bu arada da Mustabey hamamında bir güzel yıkandım.
Ne yazık ki tellak Mehmet ile Hasan abiler çoktan vefat etmişler.
Nurlar içinde yatsınlar, az keselerini yemedik.
Neyse efendim, oradan bizim Tımarhane'ye uğradım.
Tımarhane diyorum, çocukken büyüklerimiz bize öyle öğrettiler.
Harap hâlde bir ören yeriydi.
İç avlusunda ipek böcekciliği ticareti yapılırdı.
Çuval çuval koza hâlindeki ipek böcekleri, al gülüm ver gülüm el sıkışmalar, ortam hareketliydi.
Biz çocuklarda ipek böceği hırsızlığına dadanmıştık.
Tabii üç beş tane, kimse kızmazdı...
Dut yaprakları Gümüşlü camisinin bahçesinden...
Darwin ustanın evrim teorisini yaşayarak öğrenirdik!
Tabii tüm bunlar mazide kalmış hoş hatıralar.
Fakat on bir sene önceki ziyaretimde başka bir şey daha öğrendim.
Bizim Tımarhane olmuş Bimarhane (Daruşşifa)...
Tımarhane diye sesleneni yakalarlarsa falakaya yatırıp bir güzel dövüyorlar!
İçeri girdim meşhur kapısından, yarısı olağanüstü taş işçiliği, eşi benzeri yok, diğer yarısıda halis Türk malı briket.
Bir de yakışmış antik mimariye, girizgâha ayrı bir hava katmış.
Özellikle turistler hayran kalıyor, hatta briket ustalarının kimlklerini öğrenmek istiyorlar ki Avrupa medeniyetine taşısınlar!
Şaka bir yana, içerideki odalardan tambur, ney sesi geliyor.
Şaşırdım kaldım.
Sanki zaman tünelindeyim, yedi yüz yıl öncesindeyim...
Şerafettin Sabuncuoğlu hocamız benim gibi çatlağı müzikle tedavi ediyor.
Vallahi de billahi de inanmayacaksınız ama yorgun ruhuma öyle bir iyi geldi ki...
Hiç ayrılmak istemedim.
Neyse ki müzisyen hemşerimiz İlhan Demirci makam odasında beni bir güzel ağırladı...
Rahmetli Muammer Palamut kardeşim de sahne hazırlığı içindeydi...
O akşam repertuvarları kürdilihicazkârdı...
Çok severim, sevgili dostum Zekai Tunca'nın favori makamıdır.
Palamut'un şefliğinde ''Yıldızlara baktırdım, fallarda çıkmıyorsun...'' şarkısını icra ettiler.
Ben de neşe bol kepçe, keyif dört köşe...
Coşku içinde koştum dağlara, yalçın kayalardan seslendim:
''Ey Amasya, efsane Musiki Cemiyeti'ni yedin bitirdin...
Bari bir oda ver tımarhaneden, biz deliler çalıp coşsun sabaha kadar!
Macit CÜNÜNOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder