02 Ocak 2026

YEŞİLIRMAK



Yeşilırmak da yeni yıla karla girdi.

Ama hâlinden pek memnun değil gibi.

Sebebine gelince efendim; eskiler daha iyi bilir, bilhassa bu mevsimde suları başlardı çoğalmaya.

Baharla beraber zirveye ulaşır, coşar coşar çılgına dönerdi.

Aynen zapt edilemeyen kısrak gibi şahlanarak sağına soluna saldırırdı...

Çevresindeki bağlar bahçeler bu durumdan pek hoşnut olmasa da toprak suya doyardı.


Ah Yeşilırmak, Amasyalıların seninle kim bilir ne çok hatırası vardır?

Yazmaya kalksalar buralardan Karadeniz'e yol olur.

Yoksa yanılıyor muyum?

Düşünsenize eski devirleri, vadimizin can suyu, akarsuların en çılgını en romantiği;

rengi alımlı Yeşilırmak...

O da bizim gibi yaşlandı, beli büküldü, gençliğinden eser kalmadı.

Oysa doğduğu topraklardan yola çıkarak delicesine koşardı...

Görenler kim bu çılgın diyerek iki adım geri durur, saygıyla selâmlardı.

Bazen üstüne kurulan köprüleri ciddiye almaz, yıkıp geçerdi.

Derdi bir an önce denizle buluşmaktı.

Peki, bu telaş niye?

Hâlbuki örnek alsaydı Dicle ile Fırat'ı...

Bu kadar aceleye mahal olmadığını anlayıp yolculuğuna ahaste devam ederdi.

Ayrıca insan evlâdı ''su çatlağını bulur...'' ''deniz kaçmıyor ya'' derdi...

Ama nafile; hiç kulak asmadı, bak şimdi düştü ne hâllere?


Bir kez daha ah Yeşilırmak, ah Yeşilırmak!

Gençlik aşkım benim, kara sevdalım.

Valla seninle ilişkimiz platonik falan olmadı.

Kara donumla kayaların üstünden atlardım bağrına.

Lâf aramızda bir kaç defa girdabında boğmaya çalışsan da Savadiyeli bir ağabeyim tuttu ensemden, karşı kıyıya fırlattı.

Kahramanımızın kim olduğunu yazmayayım, o kuşağın yüzde 99'u toprak altında, kalan nadide bir kaç kişinin de hafızasını zorlamayayım.

Ayrıca ne me lâzım, antik varlıklar, kalpleri kırılgan, gözleri nemli...

Zaten geçmişin sisli dünyasında yaşamaktayım...

Bir tek can simidim var, o da anılarla beraber Yeşilırmak.


Yaşama sevincini yitirmiş, beti benzi atmış, bünyesindeki kanserli yapılar müsilaj adacıkları oluşturmuş, derinliklerinde hayata tutunmaya çalışan sazanların, mineklerin, ılganusların ağıtları kıyılardaki sazlıklara gömülmüş...

Ve salkım söğütler ayrılık şarkılarını yıllar önce bırakmışlar can çekişen gri sulara...

Hadi bakalım değerli dostum elveda, elveda seninle geçen en değerli hatıralarıma...

Karadeniz'in sonsuzluğunda buluşmak umuduyla...

Nasıl olsa ikimiz de buharlaşıp bulut olacağız, sonra yağmur...

Tekrar geleceğiz yeryüzüne, belki çiçek belki arı belki umut.


Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...