21 Ocak 2026

HÜZZAM VAKTİ



Güneşin battığı yerdeyim,
akşamın dudağında bir sızı.
Udum elimde,
Yanımda kadehim sessizce bekler.
Zaman, içinden geçilen 
bir nehir artık
ve ben hüzzamdayım.
Selahattin Pınar dolaşıyor odada,
her nota eski bir yaraya dokunur gibi.

Bu besteler
âşk olmadan yazılamaz,
belli ki usta
gönlünü aşka kiraya vermiş.
Çaldıkça genişliyor hayâlim,
duvarlar çekiliyor geriye,
hatıralar diziliyor karşıma
suskun bir alay gibi.

Yol uzuyor,
doğduğum topraklara varıyorum:
Amasya.
Mahzen’in serinliğinde 
alıyorum soluğu.
Muhacir Selim amcanın çocukları…
Gözlerinin çakırı
duvarlara sinmiş hâlâ.

Burası tek tekçi yer,
mezeler az
ama hesap namuslu.
İki dublede güzelleşir insan,
bir de tanıdık bir yüz denk gelirse
masa çoğalır,
sohbet derinleşir.

Gençliğim oturur karşıma,
rahmetli ağabeyim gülümser.
Mahzen bodrum katı
ama hayat yukarıdan akardı.
Yoksul, varsıl,
aynı kadehte buluşurduk.

Gelmedi mi biri uzun zamandır,
adı anılırdı.
Yaşıyorsa kadeh kalkar,
yaşamıyorsa
daha sessiz bir saygıyla 
yad edilirdi.
Bir devrin samimiyeti bu,
şimdi adı bile geçmeyen dostluklar.

Meyhane yoldaşlığı
rakı şişesinde balık olmak 
kadar derindi.
Düşünceler okyanus,
hülyalar Yeşilırmak yeşili.
Gecenin bir yerinde
ırmak seslenirdi:
“Mehtap indi,
şavkım yüreğinizde.”

Çakır keyif bedenler
aynalı kavak gibi sallanır,
menfezlerden bir şarkı sızardı geceye:
Ağla çeşmim…
Alemler değişmişti artık,
saki yoktu,
ehl-i dil çoktan dağılmıştı.
Ve ben
bir hüzzamın içinde
hem ağlardım
hem hatırlardım geçmişi.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

TARİHİN İZİNDEN

Amasya’nın topolojisi haritayla açıklanmaz; belge ister, hafıza ister, bir de susmayı bilen bir dil. Yeşilırmak, kentin omurgasıdır. Rastgel...