Yıllar öncesiydi, Ali Kırca’nın “Siyaset Meydanı” popüler, ortalığı kasıp kavuruyor.
Aman tanrım, neydi o devirler?
Sabahın beşine kadar süren tartışmalar, kavgaya ramak kalan polemikler…
Hepimiz televizyon manyağı olmuştuk!
Neyse ki esti geçti o rüzgârlar, şimdi tüm kanallar siyaset meydanı!
Bir keresinde rahmetli İsmail Cem’i izlemiştim, yanılmıyorsam gündem eğitimdi…
Şöyle diyordu: “Verin bana İmam Hatipleri, on yılda Türkiye’yi sosyalist yapayım!”
İhtilâl veya darbeyle değil canım, elbette demokratik yöntemle, yani seçim yoluyla.
Becerebilir miydi bilmem, ama o zamanlar İmam Hatiplerin sayısı 565 civarındaydı.
Fakat bu söyleminde bir gerçeği vurguluyordu…
Eğitim önemli iş, toplumların yarınlarını belirleyen mekanizma.
Sevgili Cem görüşlerinde haklı çıktı…
Elbette ülkemiz sosyalist falan olmadı, ama bal gibi dinci kimliğe büründü.
Peki ana faktör neydi?
Gelinen durum salt siyasî konjonktürle veya iktidar adayı partilerin başarısı,
başarısızlığıyla açıklanabilir mi?
Hiç sanmam, çünkü alt yapısında İmam Hatip gerçeği var.
Dile kolay, son yarım yüzyıldır fabrikasyon öğrenci yetiştiriyor
Milyonlarca, üstelik genç dimağlara kutsal ideoloji enjekte ediyor.
Doğrudur yanlıştır, sonuç itibariyle dogmalarla donatılmış beyinler
son on bir yıldır ülkemizi yönetiyor.
Üstelik dertleri yalnızca maneviyat değil, kapitalizmle de bir güzel
harmanlanıp ortaya karışık türünden bir manzara sergileniyor!
Yeri geliyor muhafazakâr, yeri geliyor herkesten fazla liberal, bazen sosyalist…
Ne ararsanız mevcut, yeter ki dinci eğitim kesintiye uğramasın!
Ve yetişen kuşaklar dağılsınlar dört bir tarafa, en kıvrak olanları da sıçrasınlar iktidara!
Zaten ülkemiz Yağma Hasan’ın böreği…
Gelen giden voliyi vuruyor, dün TÜSİAD bugün İslâmcı sermaye!
Seçmen/kadro sıkıntısı da yok, tabandan geliyor badem bıyıklı mollalar!
Oh ne âlâ!
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere, dershanelere…
Uzunca bir süredir malı götürüyor Pensilvanyalı Hazretleri!
Eğitim sisteminde kontrol onda.
Dershane pazarında yaklaşık yüzde kırkı elinde tutan zat-ı muhterem
İmam Hatiplere gerekli takviyeyi çıkıyor, maksat memlekette çapulcu kalmasın!
Ne kadar ulvî hizmet değil mi?
Lâkin arada sırada haddini aşıp hünkârımızın işlerine burnunu sokuyor…
Hem içerde, hem dış politikada…
Ne de olsa Amerikalı, fabrika ayarları Oval Ofis’ten…
Pusulası tanrıya dönük ama ülke meselelerinden geri durmuyor!
Fakat Gülen hocanın son birkaç hamlesi hünkârımızı güldürmedi, kızdırdı…
Hatta çizmeyi aşan hareket olarak algılandı.
İnanın bu konuya tarafsız bir gözle bakıyorum; saygıdeğer Başbakanımız
sapına kadar haklı!
Çünkü hariçten gazel okuyan hazret kendini ülkenin efendisi sanıyor…
Halbuki ortada yüzde elli oy, boru mu?
Ayrıca bu oylar Çarşamba pazarından mı toplandı?
Olsa olsa etkisi yüzde bir, öyle diyor Bülent Arınç…
Ben inandım, ne de olsa söyleyenin özgül ağırlığını hissedenlerdenim!
Bir de Şanghay Beşlisi’ne katılmak için hünkârımız kuzeyde,
uzak Asya’da kırk takla atıyor…
Füze siparişi veriyor Çin’e, nükleer enerjiyi bağlıyor Putin’e…
Kıçını dönüyor ABD’ye, İsrail’e…
Velhasılıkelâm diplomatik işler, Hz. Davut imzalı organizasyonlar…
Senin üstüne vazife mi?
Hafız mısın, vaiz misin, her neyse…
Partal dondan çıkar gibi (kusura bakmayın, gerisini yazmaya terbiyem müsait değil)
zıplıyorsun ortalığa!
Kapatıyor işte dershaneleri…
Sıkıysa arkasında dur!
Kurunun yanında Arıkan’ın (arkadaşım) dershaneleri de yanacak ama…
N’aparsınız, emir büyük yerden ulu hakandan…
Oh olsun, uzunca bir süredir böylesi heyecanlı kavga izlememiştim…
Ne günlere kaldık aziz Tanrım?
Ömrü hayatımda ilk kez tarafsızım…
Üstelik kapışanlar yeminli M. Kemal düşmanı…
Bakalım hangi nokta da uzlaşacaklar!
27 Kasım 2013
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi
Siyaset tam gaz, yerel seçimlere endeksli bodoslama ilerliyor…
Bir de dershaneler; inatlaşma kanlı mı, kansız mı bitecek?
Merakımızı elbette zaman yenecek.
Haydi hayırlısı diyelim ve geçelim insanlık hallerine.
İnanın gündem yoruyor, hele de İstanbul’da yaşıyorsanız.
Bir tarafta biteviye kaos, diğer tarafta çözümsüz hengâme!
Seç beğen al, tepe tepe kullan!
O nedenledir ki insanın ara sıra huzura, kaçamağa ihtiyacı var.
İşte bu adreslerden birisi “Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi”
1995 yılında Ali Nihat Gökyiğit beyefendi tarafından eşi adına kurulmuş.
Anadolu yakasında, Ataşehir’e komşu.
Atatürk ve Fatih köprüsünden gelen otoyollarla, Ankara otoyolunun
birleştiği kavşakta…
Bahçe için ANG Vakfı, Karayollarıyla süresi 2025’te bitecek bir protokol yapmış…
Ondan sonrası Allah kerim!
Toplam 32 hektar…
Takribi 50 bin ağaç, çalı çırpı ve kazlar, ördekler, tavus kuşları.
Giriş bedava, otopark bedava, oksijen bedava, su bedava, helâ bedava…
Piknik bedava, masalar bedava, çardaklar bedava, manzara bedava…
Büyük ûstâdımız Orhan Veli’nin ünlü dizelerine nazire yaparcasına…
Daha ne olsun?
Kesinlikle Tayyipsiz mekân, sinirler cımbızla toplanmış, yumuşak ve ılıman…
Deyin ki kurtarılmış bölge veya özgürlük adası…
Kısaca mutluluk hormonu; tonik, doping, afrodizyak…
Nasıl tarif edersiniz edin, ama mutlaka gezin.
Yaşayın, dibine kadar o eşsiz atmosferi soluyun.
Ruhunuz dinlenip yürüyüş parkurlarında hayâl dünyasına dalacaksınız.
Bilgi deposu tünelleri var ki…
Mozart’ın, Itrî’nin, Ertaş’ın eşsiz müzikleri eşliğinde âdeta sonsuzluğa seyahat…
İnanın ömre bedel!
Tomurcuklar, çiçekler, gelinler/damatlar ne ararsanız…
Yeryüzünün en güzel en romantik platosu; fon da dereler, göller, kelebekler…
İnsan sevdalısı Diyojen fenerleri, çocuk seslerinin yükseldiği oyun parkları…
Ve müthiş doğa, selâmlıyor konuklarını birer birer!
Ya çevre?
Ne siz sorun, ne ben anlatayım, dilerseniz ucundan dokunayım.
Otobanın, Ataşehir’in yanındaki bahçemiz, âdeta insanlığa ders verircesine haykırıyor…
“Ben burdayım, n’olur fark edin, dokunun bana, dost olalım kardeşçe, insanca.”
Aslında seslenen yakıp yıktığımız doğa…
Yarınlarımıza, evlâtlarımıza torunlarımıza bırakacağımız mirâs!
Lâkin baykuşlar, leş kargaları tünemiş etrafa…
Bin bir çeşit, başta BOKİ, Daryap, Daşyapı, Emmioğlu ve benzerleri…
Arkalarında vahşi kapitalizmin yerel versiyonu Sultan’s A.Ş.
Dinci, tarikatçı, cemaatçi, Nakşî, mezhepçi, milliyetçi!
Bir de tüy dikmişler bölgeye, inanç sömürüsünün belgesi…
Nam-ı diğer Fatih Sultan Mehmet Camii!
En iyisi mi boş verin, dönün sırtınızı karanlığa, soysuzluğa…
Özgürce, insanca nefes almak istiyorsanız değerli Gökyiğitlerin
yarattığı cenneti ziyaret edin…
Açizane tavsiyemdir, emin olun pişman olmazsınız…
Yeter ki sevgiyle bakın toprağa, bakın neler neler verecektir dokunan ellere...
Siz ziyaretçi dostlarına…
Macit CÜNÜNOĞLU
.
26 Kasım 2013
25 Kasım 2013
Ayasofya'ya saygı
Son yıllarda alışkanlık haline geldi.
Muhakkak ayda bir Hipodrom meydanını geziyorum. Tabii başta Ayasofya’yı, Aya İrini’yi, değerli Çelik Gülersoy imzasını taşıyan Soğukçeşme sokağını ve Mavi Cami’yi (Sultanahmet) ziyaret ediyorum. Tarihe az buçuk merakımdan olsa gerek, müthiş keyif alıyorum. Ayrıca burası Doğu Roma ile Osmanlı’yı buluşturan tarihsel mekân. Bir tarafta Ayasofya, dev kadetral, yapımı 532 - 537 yılları, banisi Bizans İmparatoru I. Jüstinyen. Tam karşısında sultan I. Ahmet tarafından inşa ettirilen Sultanahmet. Tarih 1609 - 1616. İki muhteşem yapının tam ortasında da Hürrem yengemizin hamamı! Süper bir kadınmış, helâl olsun diyelim görkemli saltanatına! Yalnız bugünlerde Ayasofya mahzun, uzatmış zarif gövdesini, kasabı bekleyen kurban modunda. Yürek dayanmıyor, ne kadar hazin bir durum! Biliyorsunuz, burası uzunca yıllardır M. Kemal’in talimatıyla (1934) müze olarak insanlığa hizmet ediyor. Ülkemize gelen turistlerin ilk durağı, yarım hacılık gibi bir şey… Olmazsa olmaz, mutlak görülmesi gereken mabet. Lâkin üzerinde dolaşan o kara bulutlar yok mu, yağdı yağacak… Sonuç itibariyle kilise, Ortadoks dünyasının kâlbi… Aynen Fener Patrikhane’si gibi. Gel gör ki neo-sultanımız kafayı takmış… Ayasofya’yı illâki ibadethane, cami yapacak! Buyrun burdan yakın! Topçu Kışlası olmadı, cami verelim hayranlarına… Hem de tarihin ta göbeğinden! Bu girişim inanç turizmine indirilecek en ağır darbe… Hatta kafa kopartma! Düşünsenize, ülkemizde yaşayan Rum sayısı iki bin kûsur… Köklerini kazımışız aslanlar gibi, Ruhban okulunun kapısında kilit… Tası tarağı topla Bartholomeos, yürü git! Evet ve de maalesef ülkemizin giderek utanç listesi kabarıyor… Saldırgan dış politika, bölgesel liderlik hesapları… Kendisini dev aynasında gören sultan… Ve barbarca, fütursuzca, küstahça tarihî dokulara saldırı! Hatırlarsınız, bir tarihlerde (belediye başkanlığında) surların gereksizliğinden, yıkılmasından söz etmişti… Şimdi de gündeminde Ayasofya… Milliyetçi tosuncukları da takmış kuyruğuna… Yok etmeye çalışıyor insanlığın ortak mirasını, din adına, siyaset adına, oy adına! Bence bu iktidara “dur” deme zamanı çoktan geldi de geçti. Çünkü her geçen gün daha fazla azgınlaşıyor. Toplumsal hayata, bireyin bizatihi kendine, karışmadıkları alan kalmadı. Sıra geldi inançlara, kültüre! Haydi halkım, sahip çıkalım Ayasofya’ya, sevgili M. Kemal’in arzularına… Aynen Gezi’de olduğu gibi, durduralım karanlığın yükselişini… Canım ülkemize aydınlığı hâkim kılalım… Yarınlarımız, evlâtlarımız, torunlarımız, insanlık adına. Not: Ayasofya konusunda son umudum Putin… Ne de olsa Ortadoks… Madem sözümüz geçmiyor sultana… Belki O’nu dinler. Malûmunuz, Çar hazretleri Esad’ın hamisidir… Daha dün Suriye meselesinde bizimkinin hızını kesmedi mi? Bir de Akkuyu projesi, hani şu nükleer tezgâh! Tanrı aşkına, İsa aşkına, Meryem aşkına, yüzde elli aşkına dilekçeyle başvuracağım Kremlin’e; n’olur Ayasofya’yı kurtar! Tutar mı? Bence kesin, bu girişimime ne dersiniz evrensel dostlar? Macit CÜNÜNOĞLU | |||
24 Kasım 2013
Konuğum Elif öğretmen
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
23 Kasım 2013
Baba'nın izinde!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
22 Kasım 2013
Heraklit'ten Gezi'ye...
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
21 Kasım 2013
Soytarılar!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
20 Kasım 2013
Sömürünün önlenemez yükselişi!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
19 Kasım 2013
"*Spasiba" Hayat!
Macit Cününoğlu
Gazetemen’deki köşemin sıkı takipçisi dostum bir zamanlar sormuştu;
“her gün nasıl yazıyorsun, konu sıkıntısı çekmiyor musun?”
Benim cevabım açık ve netti; “ Bizim ülkede dertler bitmez, dolayısıyla
değil her gün yazmak, günde beş kere döşensem yine de dertlerimizi ifade
etmeye yetmez!”
Sakın ha, lütfen, bu girizgâhım kalemime önem atfettiğim, yazılarımı değerli
bulduğum gibi bir algıya neden olmasın, bendeniz olsa olsa popüler gündemi
yorumlamaya çalışan sıradan bir paylaşımcıyım…
Ne eksik ne fazla, yazılarımı da bu çerçevede değerlendiriniz… Tekrar lütfen.
Şimdi gelelim sadede…
Bilindiği gibi çok geziyorum, İstanbul kazan ben kepçe…
Çektiğim kayda değer fotoğrafları da sosyal medyada arkadaşlarımın
beğenisine sunuyorum…
Hele bir de beğenen çok olursa, zevkten dört köşe oluyorum(!)
Ne de olsa benim de egom var, azıcık okşanmanın kime ne zararı olabilir ki?
Ayrıca politikacı, makam sahibi bürokrat da değilim…
Deyin ki okyanusta bir damla, sonuç itibariyle Face ile geçinip gidiyoruz işte!
Evet, dün bu duygular içinde elimde makinem, dolaşıyorum
Yedikule Zindanlarında…
Üç beş kare derken peşinden yanı başındaki Ermeni Hastanesi…
Başhekimi Tercan Bey’i tanırım, ziyaret ettim, selâmlamak insanî görev.
Aile dostum, kan bağımız yok ama yakın akrabam gibi hissederim…
Ta memlekete uzanan hasretler; komşuluk, kardeşlik, aynı güneşin altında
kavrulmak, ırmak kenarında koşmak, ayrılıklar, hüzünler…
Sıcak kucaklaşma, çay-kahve, araya bir müze sıkıştırma ve vedalaşma…
“Sırp Pırgiç Vakfı” izlenimlerim de çok yakında!
Bir kez daha, fazla kişiselleştirdiğim için bin bir kere özür dileyerek
son kez geldim sadede…
Efendim derinin (gön) anavatanı Ermeni Hastanesi’nin komşusu, Kazlıçeşme.
Buralara kadar uzanmışken uğramamak olur mu?
Müthiş mağazalar; Paris standardında, belki Abu Dabi (Abu’yu görmedim ama)…
Etkileyici, sergilenen ürünler zengin işi, caddeler işyerleri Rus dolu…
Yoldaşlarım komünizm sonrası hayâllerinin peşinde koşuyorlar!
Artık astragan mı isterler, yoksa ceylan derisinden giysiler mi?
Kim bilir?
Ah ulan ah!.. Sen neymişsin Sovyetik düzen?
Üç yüz milyon insanı yetmiş yıl yedirdin, içirdin…
Bedava konut, elektrik, su, gaz verdin…
Eğittin, birey yaptın, yurttaşlık bilincini geliştirdin.
Halkın sanat düşkünüydü, Bolşoy’un önünde kuyruğa girerdi…
Sporcuydu, sağlıklıydı, uluslararası arenalarda madalyaları elma gibi toplardı…
Lâkin bir Cola’yı, bir Jean pantolonu, bir Mc Donalt’s köftesini, bir Starbucks kahvesini…
Esirgedin be koçum, veremedin, toplumu açgözlü yaptın!
Ha, bir de Tanrı’yı, belki de en önemlisini unuttun!
Oh olsun sana, bak gördün mü?
Şimdi halkının neredeyse tamamı haçlı…
Kadının, erkeğin, çoluk çocuğun boyunlarında parlıyor ikonlar…
Gümüşten, altından, platinden, uranyumdan, plütonyumdan!
Ve yerinizde duramayıp zıpladınız yuvamıza?
Osmanlı torunlarının şefkat dolu kucağına?
Artık çağ değişti, Baltacı’nın düştüğü tuzağa düşer mi halkımız?
Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz…
Ancak Sultanımız tüccar, ticaret erbabı, üstelik Putin hayranı…
Aldık önderimizden sıkı terbiye…
Hepinize hayırlı alışverişler…
Alışverişten sonra tenhalarda görüşelim canlarım…
Marx’ı, Lenin’i yad edip ruhlarına Fatiha okumak için!
Fakat Kazlıçeşme’nin bir gerçeği daha var…
Düşündürücü, hem de çok ve bir o kadar da acı!
Deri işçileri grevde, direnişte, isyanda…
Öbek öbekler sokaklarda, caddelerde…
Sendikalarının flamaları ellerinde, afişler duvarlarda…
Ancak yalnızlar!
Tavşan grev yapmış dağın haberi olmamış!
Peki, grevciyi anladık da dağ kim?
İşveren, patron, devlet ne derseniz deyin!
Anlaşıldı mı?
Ya emekçiler, üreten-yaratan sınıf…
Kazına kazına sohbet ettim canlarımla…
Diyorlar ki, asgari ücret-SSK-yemek ve iş güvencesi!
“Hay anasını satayım böyle düzenin”… Dedim ve daha fazla dayanamayıp
yanlarından sessizce ayrıldım…
İçimde tarifi zor bir sıkıntı, çaresizlik, gözlerim nemli…
Dönüş yolunda kuzeyden gelen yoldaşlarımı da selâmladım…
"Alayınıza spasiba, s…tınız bu dünyanın içine" diyerek gönderme yaptım...
Sizler de farkındasınızdır; insanlığın gidişatı ne kadar fena, ne kadar umutsuz!
Ne dersiniz, haksız mıyım değerli dostlar?
*Spasiba: Rusça Teşekkür
.
18 Kasım 2013
"Kristal Gece"
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
17 Kasım 2013
Amasya Günleri
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
16 Kasım 2013
Amed Show!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
15 Kasım 2013
Hayırlı Cumalar!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
14 Kasım 2013
"Bi daha asla!"
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
13 Kasım 2013
Vandalizmin Saltanatı!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
12 Kasım 2013
Şikayetim var!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
11 Kasım 2013
Gezi'den sonra siyaset!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
10 Kasım 2013
"Allı turnam..."
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
09 Kasım 2013
Yeni umutlar!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
08 Kasım 2013
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
07 Kasım 2013
Cehennemden davetiye!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
06 Kasım 2013
Affet bizi Abdülhamid!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
04 Kasım 2013
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
03 Kasım 2013
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...
