Tango müthiş bir danstır.
İki bedenin birbirine yaklaşırken, bir ömür kadar uzaklaşması; bir bakışın binlerce kelimeye bedel olmasıdır.
Buenos Aires'in yoksul sokaklarından çıkıp dünyaya yayılan bir isyan...
Yalnızların, yarım kalmış sevdaların, özgürlüğe susamış yüreklerin dansı.
Bir kadın başını erkeğin omzuna bırakır, erkek hayatın bütün yükünü birkaç adımda geride bırakır.
Ve insan anlar: Bazı şeyler gözle değil, yürekle görülür.
Sonra müzik başlar.
Color Tango'nun akordeonu uzaklardan seslenir.
Fehmi Ege'nin eski plaklardan süzülen nağmeleri gecenin üzerine düşer.
Ve ben, hiç düşünmeden, Amasya'nın Selağzı'sına çıkarım.
Levon abi akordeonun başındadır.
Garbis abinin kardeşi, yedi göbek Amasyalı Altunkeser ailesinin evladı...
Onu yıllar önce Musiki Cemiyeti'nin bahçesinde dinlemiştim.
Akşamın mor ışığında, dünyanın bütün hüznünü tek bir ezgiye sığdırmıştı.
Derken Bésame Mucho başlar.
Yeşilırmak birden coşar.
Söğüt dalları suya eğilir.
Tarihi evler susar, şehir dinler.
Gönül ferman dinler mi melodi güzelse?
Selağzı'nın eski taşları üzerinde bir kadınla dans ederim.
Ne karakol vardır artık, ne yasaklar, ne taş atanlar...
Yalnızca bir kadın, bir adam, bir akordeon ve gecenin ortasında özgürlüğe açılan iki yürek vardır.
Yetmiş yedi yıllık ömrümün bütün acılarını, yalnızlıklarını, kayıplarını bir tek dansın içinde unuturum.
Çünkü tango yalnızca dans değildir.
Hayata karşı son bir itirazdır.
Biraz aşk, biraz cesaret, biraz delilik...
Ve sonsuz bir özgürlük düşü.
Müzik yükselir.
Kadınım kollarımdadır.
Gözlerimi kapatırım.
Dünya yok artık.
Yalnızca Amasya vardır.
Yeşilırmak akar, Selağzı'nın taşları döner, gece yıldızlara karışır.
Ve ben...
Yetmiş yedi yaşımda, çocukluğumun şehrinde, hâlâ hayatın ortasında tango yaparım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder