Yüz elli bin nüfuslu bir kent. Binlerce yıllık geçmişin mirasçısı Amasya.
Kral Kaya Mezarları kayalara oyulmuş, medeniyetler Yeşilırmak kıyısında birbirinin izini bırakmış. Hititlerden Pontus'a, Roma'dan Selçuklu'ya, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan büyük bir tarih kitabının sayfaları bu şehirde taşlara sinmiş.
Her sokağı başka bir medeniyetin dipnotu, her konağı geçmişten bugüne uzatılmış bir el.
Peki bugün ne durumdayız?
Sıfıra sıfır, elde var sıfır.
Dünyanın birkaç asırlık yapılarıyla milyonlarca ziyaretçi ağırlayan kentleri varken, biz binlerce yıllık tarihimizin önünde seyirci kalıyoruz.
Yeşilırmak akıyor, Harşena Dağı yerinde duruyor, Yalıboyu evleri ayakta kalmaya çalışıyor.
Ama turist yok; gelenlerin önemli bir bölümü bir gece bile konaklamadan şehirden ayrılıyor.
Çünkü Amasya'nın tarihine karşılık verecek bir turizm aklı yok.
UNESCO'nun kapısını çalmak elbette tek başına çözüm değildir.
Ancak yıllardır tarihimizle övünen, kültürel mirası siyasi konuşmaların dekoru haline getiren anlayışın, Amasya için elle tutulur bir sonuç üretememesi düşündürücüdür.
Bunca yıl, bunca imkân, bunca kamu bütçesi...
Sonuç?
Tabelalar değişiyor, broşürler yenileniyor, toplantılar ve törenler yapılıyor.
Fakat turizm grafiği yerinden kıpırdamıyor.
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün başarısı kaç fotoğraf verildiğiyle değil; kente kaç ziyaretçi kazandırıldığıyla ölçülmelidir.
Kaç tarihi yapı restore edildi?
Kaç konak özgün kimliğiyle yaşatıldı?
Kaç turist Amasya'da bir gece daha fazla kaldı?
Kaç uluslararası turizm rotasına dahil olduk?
Kaç genç kültürel miras alanında istihdam edildi?
Sorular bunlar.
Cevaplar ise çoğu zaman sessizlik.
Amasya'nın meselesi yalnızca turizm değildir.
Asıl mesele, tarih ile yönetim arasındaki kopuştur.
Bir yanda binlerce yıllık medeniyet birikimi, diğer yanda günü kurtarmaya çalışan plansız ve vizyonsuz bir anlayış.
Tarihi taşlarla övünüyoruz ama o taşların ne anlattığını dünyaya anlatamıyoruz.
Eski mahalleleri betonlaştırıyor, yeşil alanları ranta açıyor, tarihi dokuyu koruma adına ruhsuzlaştırıyoruz.
Oysa turist yalnızca tarihi eser görmeye gelmez.
Bir şehrin ruhunu hissetmek ister.
Sokaklarında dolaşmak, insanıyla karşılaşmak, geçmişle bugün arasındaki bağı görmek ister.
Amasya'nın kurtuluşu yeni bir festival düzenlemekten, yeni bir tabela asmaktan ya da bir başka tanıtım toplantısı yapmaktan geçmiyor.
Bilimsel bir turizm master plânına, tarihi dokunun bütüncül biçimde korunmasına, liyakatli kadrolara ve kamu kaynaklarının gösterişten uzak kullanılmasına ihtiyaç var.
Amasya yalnızca tanıtılmaya değil, anlaşılmaya muhtaçtır. Çünkü bu şehir bir turistik ürün değil, bir medeniyet hafızasıdır.
Bir gün yeni kuşaklar Yeşilırmak kıyısında durup bize soracak:
"Elinizde böyle bir tarih vardı.
Ne yaptınız?"
Verecek cevabımız olmalı:
"Biz onu koruduk.
Biz onu dünyaya anlattık.
Biz onu çocuklarımıza miras bıraktık."
Yoksa geriye yalnızca eski fotoğraflar, yıpranmış hatıralar ve büyük laflar kalacak.
Sekiz bin beş yüz yıllık tarihin ortasında, turistin uğramadığı bir şehir...
Ve hâlâ dimdik duran Amasya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder