05 Eylül 2026

PARK YAPALIM, ÜSTÜNE DE ÇİM SERELİM!

“Park yapalım, üstüne de çim serelim; çay içip çekirdek çıtlatalım… İşte Amasya’nın turizmde örnek vizyonu!”

Bu sözlerin sahibi Amasya’nın ünlü gazetecilerinden biri. 
İsmi lâzım değil…
Aklınca, Amasya’da yıllardır kamusal alan, park ve yeşil alan isteyen hemşerilerimizle alay ediyor.

Ne kadar ayıp!
Ne kadar yakışıksız!
İnsan eleştirebilir, farklı düşünebilir, hatta karşı çıkabilir. Ama insanların en temel ve masum taleplerinden biri olan “Bu kentte biraz daha yeşil alan, biraz daha nefes alacak yer istiyoruz” düşüncesini küçümsemek, hele bunu mizah kisvesi altında yapmak, bence öncelikle bir görgü ve kent kültürü meselesidir.

Üstelik söz konusu insanlar arasında gençler olduğu gibi 88 yaşında bir ağabeyimiz de var.
İleri yaşına rağmen Amasya için söz söyleyen, kentinin geleceğini dert eden bir insana bu ifadeleri yakıştırmak…
İnanın, ben okurken utandım.

Gelelim meselenin diğer tarafına…
Aynı arkadaşımız günlerdir Amasya turizmi açısından beş yıldızlı otelin cazibesini anlatıyor.
Demek ki turizmde sihirli formül bulundu:
Beş yıldızlı otel!
Ah canım benim, iki gözüm…

İyi kötü Avrupa’yı gezmiş bir adamım.
Paris’i gördüm.
Barselona’yı gördüm.
Floransa’yı gördüm.
Dünyanın en fazla turist çeken kentlerinin başında gelen bu şehirlerin turizm anlayışına biraz bakarsan, meselenin yalnızca “beş yıldızlı otel” olmadığını görürsün.

Bu şehirler turistlerini sadece otel yıldızlarıyla çekmiyor.
Tarihleriyle, kültürleriyle, meydanlarıyla, sokaklarıyla, müzeleriyle, parklarıyla, mimarileriyle, yaşam alanlarıyla ve kent kimlikleriyle insanları kendilerine çekiyorlar.

Üstelik her bütçeye hitap eden, temiz ve nitelikli butik otellerden pansiyonlara kadar çok geniş bir konaklama kültürleri var.
Ve bu kentlere yaz-kış milyonlarca insan akıyor.
İnsan geliyor. Para geliyor.
Çünkü turizm, otel binasının yüksekliğiyle değil; kentin sunduğu deneyimin kalitesiyle büyüyor.

Şimdi Amasya’ya dönelim.
Biz ne istiyoruz?
Beş yıldızlı otel yapılmasın mı?
Elbette yapılsın.
Amasya’nın nitelikli konaklama tesislerine ihtiyacı varsa elbette yapılsın.
Ama turizmin bütün geleceğini birkaç yıldızın üzerine kurmak, koskoca bir şehrin tarihini, kültürünü, doğasını ve kent kimliğini görmezden gelmektir.

Biz aynı zamanda;
park istiyoruz,
yeşil alan istiyoruz,
meydan istiyoruz,
yürüyüş alanları istiyoruz,
kültür mekânları istiyoruz,
müzeler istiyoruz,
insanın kentle buluşabileceği kamusal alanlar istiyoruz.

Bunları istemek “çimlerin üzerine oturup çekirdek çıtlatmak” mıdır?
Yoksa çağdaş bir kentte yaşamak istemek midir?
Bence asıl tartışılması gereken budur.

Bir de işin siyasi tarafı var.
Eğer bütün bunlara rağmen Cafer Özdemir ile Mehmet Sarı dönemlerinde yaşanan park faciasını savunmak, aklamak ve kamuoyuna kabul ettirmek istiyorsanız…
Diyecek fazla bir sözüm yok.
Yolunuz açık olsun.

Ama kimse Amasyalının park, yeşil alan ve kamusal mekân talebiyle alay etmesin.
Çünkü mesele;
çim değil,
çekirdek değil,
çay hiç değil.
Mesele, Amasya’nın nasıl bir kent olacağıdır.
Ve asıl turizm vizyonu da burada başlar:
İnsanı merkeze koyan, tarihine sahip çıkan, doğasını koruyan ve kendi insanına nefes alacak alan bırakan bir Amasya…

Gerisi?
Beş yıldız da olur, on yıldız da…
Ama kentte insanın oturacağı bir park yoksa, o yıldızların hiçbirinin gökyüzündeki yıldızlar kadar anlamı yoktur.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...