23 Eylül 2026

TEFEKKÜR ZAMANI

Amasya bir kenarda bekliyor,
Yeşilırmak ağır ağır akıyor, 
Selağzı çocukluğumu saklıyor, Gümüşlü’nün taşları yüzyılların sessizliğini taşıyor. 
Ben de yeniden o taşların, o sokakların, o eski evlerin peşine düşmek istedim.

Çünkü Amasya yalnız doğduğum şehir değildir benim için.
Çocukluğumdur, hafızamdır, ilk bakışlarımın dünyasıdır.
Bir sokağına girersiniz, yıllar öncesinden bir ses gelir.
Bir köşeyi dönersiniz, çocukluğunuz çıkar karşınıza.
Bir taş duvara elinizi sürersiniz, sanki yüzyıllar elinizin altında titreşir.
Bu sayfanın çıkış noktası da zaten buydu:
Memleket fotoğrafları eşliğinde biraz hasret, biraz hatıra, biraz da eski Amasya’nın taşlarına sinmiş zamanı paylaşmak…

Şimdi yeniden Amasya’ya dönme zamanı.
Zaten bir süredir Selağzı’ndayım. Yeşilırmak’ın kıyısında, Gümüşlü’nün taşlarına sinmiş çocukluğumun peşindeyim.
Çünkü Amasya yalnız benim çocukluğum değildir.
O sokaklarda yüzyılların ayak izleri vardır.
Bir mahalleye girersiniz, bir hatıra çıkar karşınıza.
Bir sokağı dönersiniz, bir medrese duvarı selam verir.
Hiçbir taş susmaz; yeter ki dinlemesini bilin.
Biraz merak, biraz samimiyet, biraz da çocukça heyecan…
Tarih kapılarını ardına kadar açar ve sizi yüzyılların içine bırakır.

İlk durağımız Büyük Ağa Medresesi.
1488’de Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan bu yapı, yalnızca taş ve kubbeden ibaret değildir. 
Yüzyıllar boyunca bilginin, tartışmanın ve öğrenmenin mekânı olmuştur.
Nice müderris, nice genç zihin geçti kapısından.
Depremler ve zaman duvarlarını yordu ama Amasya’nın hafızası yıkılmadı. 
1978’de restore edildi ve bugün hâlâ ayakta.
Dilerim bundan sonra da böyle kalır.
Amin.

Bugün Amasya’nın bir üniversitesi var.
Ama üniversite yalnız bina, fakülte ve diploma değildir.
Meraktır.
Sorgulamaktır.
Şüphe etmektir.
Yanlış bildiğini düzeltebilmektir.
Bilginin önünde eğilirken dogmanın ve kalıpların önünde eğilmemektir.
İşte o zaman Büyük Ağa Medresesi’nin taşları yeniden konuşur.
Bilim başköşeye oturur.
Merak yeniden insanın en büyük erdemlerinden biri olur.
Geçmişle bugün aynı avluda buluşur.

Bir memleketi yalnız yüksek sesle bağırarak sevmek yetmez.
Bazen sevmek, susup düşünmektir.
Geçmişe bakıp “Nereden geldik?”, geleceğe bakıp “Nereye gitmeliyiz?” diye sormaktır.
Şimdi Kapı Ağa Medresesi’nin avlusunda biraz duracağım.
Taşların sesini dinleyeceğim.
Belki bir müderrisin gölgesi, belki eski bir öğrencinin ayak sesi…
Belki de uzaktan yalnız Yeşilırmak’ın sesi.

Sonra kendime diyeceğim ki:
Yetmiş yedi yıl geçti Macit…
Hâlâ öğrenecek çok şeyin var.
Çünkü insanın gerçek yaşı takvimde yazan değildir.
Merakının bittiği yerde yaşlanır insan.
Benimse daha bitmedi.
Daha Amasya’nın anlatacak çok hikâyesi, Yeşilırmak’ın akacak suyu, Selağzı’nın bekleyen çocukluğu, duvarların söyleyecek sözleri var.
Ben de sabırla dinlemeye devam edeceğim…

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...