Çağ yoruldu,
şiir de nasibini aldı bu tükenişten.
Oysa ne ustalar geçti bu dünyanın eşiğinden,
her biri başlı başına bir mevsimdi,
bir dil, bir iklim, bir ekol.
Bir yanda
rüzgârı memleketlerden insanlığa esen
uzun yürüyüşlü bir şair:
Nâzım Hikmet…
Onun sesi yalnız sınırları değil,
yalnızlığı da aşardı.
Bir yanda
aşkı gül yaprağına işleyen
ince sızılı adam:
Cemal Süreya…
Bir daha gelir mi böylesi?
Kelimeler onun elinde
bir kalbin nabzına dönüşürdü.
Ve o güzel yoksul sevinçlerin şairi,
gündelik hayatın içinden sonsuzluk devşiren
Orhan Veli Kanık…
Bir simitçinin sesinde şiir bulur,
bir vapur dumanında ömrü anlatırdı.
Bugün de iyiler var elbet,
şiirin kapısını aralık tutanlar…
Mesela
Murathan Mungan;
her dizesi yeni bir pencere,
her kitabı içe doğru bir yolculuk.
Ama ben yine de
sonsuzluğa uğurladığımız ustaların
kitaplarında kaybolmayı seviyorum.
Sayfalar arasında dolaşırken
sanki bir trene binmişim de
anıların istasyonlarından geçiyorum.
Her okuyuş bir yeniden doğuş;
ruh biraz dinleniyor,
biraz ferahlıyor dünya.
Çünkü hayat ağır…
Çünkü insan yoruluyor.
Çünkü gün gelip
gürültüye dönüşüyor memleketin kalbi;
yorgun siyasetler, eksik kalan umutlar,
yarım bırakılmış düşler arasında
insan kendine bir liman arıyor.
Ve sonunda dönüp dolaşıp
sanata sığınıyor.
Bir kemanın iç titreyişine,
bir romanın derin kuyusuna,
ama en çok da şiire…
Şiir;
sözcüklerin kristalleşmiş hâlidir bana göre.
Kolay doğmaz.
Bir ömürlük birikim ister,
biraz acı, biraz sevda,
biraz gece uykusuzluğu…
Sonra bir gün
kelimeler el ele tutuşur,
duygular masaya oturur,
hayaller sınır tanımaz olur.
İşte o vakit
başlar sözcüklerin dansı.
Bir dize gelir,
arkasından diğeri…
Bir iç çekiş olur önce,
sonra şiire dönüşür insan.
Paylaşırsın dostlarla,
gönül yoldaşlarıyla.
Şiir çoğaldıkça büyür,
büyüdükçe göğe yaklaşır insan.
Bir de çağın kalabalık alkışlarına yaslananlar vardır;
hamasetin sıcak gölgesinde büyüyen,
çok satan ama az kalan sözler…
Oysa edebiyat,
ince bir senfoni gibidir;
hemen açılmaz kapıları.
Emek ister, sabır ister,
uzun bir yolculuk ister.
Nasıl ki aşk
çiçek açacak bir yürek ararsa,
şiir de öyle…
İçinde karanfiller büyümeyen kalpte
mısralar yetim kalır.
Sonra bir gün
kelimeler yan yana gelir;
önce cümle olur,
sonra dizelere dönüşür.
Ve en anlamlı şiir
belki de tam o anda doğar.
Boş ver ölçüyü,
kafiyeyi biraz da…
Şiirin göğünde
özgürlüğün kuşları uçsun.
Bir yer vardır mutlaka
her şeyi söylemenin mümkün olduğu.
Biz yaklaşırız bazen,
sesini duyarız uzaktan.
Ama insan,
en çok da anlatamadıklarıyla şair olur.