09 Haziran 2026

BORABOY YOLUNDA

Haziran omzuma elini koydu sessizce.
Bir çağrı düştü içime
eski dostların sesi gibi:
“Haydi Boraboy’a…”

Çünkü insan bazen
şehirlerden değil,
yorgunluğundan kaçar.
Yaş dediğin nedir ki?
Biraz eksilmiş heyecan,
biraz ağırlaşmış akşamdır.

Yıllar insanın omzuna çöker ama
bazı yollar vardır,
ruhun pasını siler.
İşte öyle bir sabahta
düştüm yola.
Bir yanımda bağlar,
bir yanımda bahçeler…
Toprak bereket kokuyor.
Kiraz dalları al al yanıyor;
sanki çocukluğumun elleri
ceplerime meyve dolduruyor.

Şeftaliler mağrur,
kayısılar nazlı…
Her biri Anadolu gibi;
az konuşan,
çok şey anlatan.
Ve bir sağımda, bir solumda
vakur bir ihtiyar gibi
Yeşilırmak…
Sessizce akıyor.
Sanki diyor ki:
“Ey insan,
acele etme…
Ömür dediğin de benim gibi
bir kıvrıla bir doğrula geçip gider.”

Durucasu Köprüsü’nden geçerken
gençliğim çıktı karşıma ansızın.
Baraj kıyılarında yaktığımız ateşler…
Bir mangal dumanına sığdırdığımız umutlar…
Memleket kurtardığımız uzun geceler…
Ne kadar yoksulduk belki,
ama ne kadar zengindik düşlerde!

Bir elimizde türkü,
öbür elimizde yarınlar vardı.
Henüz
Zülfü Livaneli
uzaklarda, sürgünde bir ses,
bizim soframızda ise
Ruhi Su’nun kederi,
Aşık Mahzuni’nin isyanı,
Aşık İhsani’nin sözü vardı.

Pikap dönerdi ağır ağır…
Kırk beşliklerde dünya değişirdi sanki.
Bir de yüzyıllar öncesinden
Yunus Emre
gelirdi otururdu yanımıza.
Derdi ki:
İnsan gönül kırarsa
taş olur secdesi.
Ve biz,
dünyayı değiştirmeden önce
kendimizi değiştirmeyi öğrenirdik biraz.

Amasya…
Ey kadim şehir!
Dağın taşın bile hikâye anlatır senin.
Bir köy camisinin adına
Cumhuriyet koyacak kadar
ince ruhlu memleketsin sen.
Çünkü sen yalnız şehir değilsin;
hatıradır, dirençtir, hafızadır.
Bir milletin ayağa kalktığı
ilk iradedir bazen.
Aradan yüz yıl geçmiş olsa da
hâlâ aynı soruların kıyısında bekler insan:
Cumhuriyet bir söz müdür yalnızca,
yoksa her sabah
yeniden savunulması gereken
bir emanet mi?

Neyse…
Az kaldı Boraboy’a.
Şimdi beni
ormanların koynunda saklı
yeşil bir sessizlik bekler.
Suların içine gökyüzü düşmüştür belki.
Ağaçlar eski dost gibi eğilir üzerime.
Fırında kebap hazırdır kim bilir,
rakı masasında akşam usul usul büyür.
Bir kadeh geçmişe,
bir kadeh kalan ömre…

Ve ben bilirim:
Mutluluk büyük şeylerde değil;
bir göl kıyısında,
iyi demlenmiş bir dostlukta,
bir türkü arasında saklıdır bazen.

Ey dostlar!
Yolunuz düşerse Boraboy’a,
yalnız manzaraya değil,
kendinize de bakın.
Çünkü bazı göller
yalnız suyu değil,
insanın içini de gösterir.

Macit CÜNÜNOĞLU

01 Haziran 2026

FELEĞİN ÇEMBERİ

Nihayet bayram bitti.
Yeni bir haftaya başlıyoruz.
Tarih 1 Haziran 2026.
Güne erken başlayanlardanım.
Çay demlendi, dumanı ince ince yükseliyor,
balkonda ilk sigaram;
şehir daha tam uyanmamış.
Serçeler telaşlı,
kumrular gönül peşinde.
Kargalar mesafeli bugün,
akılları kedi mamasında belli.

Martılarsa arsız çocuklar gibi
penceremin pervazına konup
aynı şeyi fısıldıyor kulağıma:
“Denize gel…
ama simidi unutma.”

Bahçe yemyeşil;
palmiye, İstanbul’a inat bir Akdeniz masalı.
Çamlar vakur,
ladinler göğe yazılmış dua gibi.
Şimşirler top top suskun,
köşede ortanca morla eflatun arasında
gizli bir sevinç taşıyor.

Bir de pembe gülümüz var;
torunumun sevdiği renkte.
Dokunmak yasak ona,
sanki çocukluğun kırılgan bir emaneti.

Şarkısız olur mu hayat?
Sabahları oyun havası severim ben,
hele Bedia Akartürk çalsın,
dizler unutsa da
ruh kalkar oynamaya.

Komşular bir gün görmüş beni,
hanıma sormuşlar:
“Beyefendi hep böyle midir?”
Gülmüş kadın:
“Daha hiçbir şey görmediniz...”
Haklıydı.
Ama bugün başka bir türkü değdi içime.
Musa Eroğlu ile
Cem Adrian
aynı yüreğe dokundu sanki.

Bir bağlama sesi geçti sabahımdan,
feleğin kapısını aralayarak:
“Geçtim dünya üzerinden…”
Bir an sustum.
Çünkü yaş almak başka,
yaşamak başka şey meğer.

İnsan bazen bir türküyle anlıyor
ömrün bir nefes kadar kısa olduğunu.
Ama hüzne teslim değilim bugün.
Dostlarla sözüm var.
Yol uzun olsa da
gönlüm hâlâ genç.
Bekle Karadeniz…
yarım asırlık hasretimi alıp geliyorum.

Bir kemençe sesi duyarsam eğer,
omuzlarım beceremese de
yüreğim horona duracak.
Ve ben,
şu pazartesi sabahında,
yeniden başlayacağım hayata;
çayın buharı, martı sesi
ve memleket özlemiyle.

Macit CÜNÜNOĞLU

BORABOY YOLUNDA

Haziran omzuma elini koydu sessizce. Bir çağrı düştü içime eski dostların sesi gibi: “Haydi Boraboy’a…” Çünkü insan bazen şehirlerden değil,...