Sene 1970, aylardan Eylül…
Genç bir öğretmen olarak Görele'nin Zantara köyüne tayinim çıkmıştı.
Yolum önce ilçe merkezine, oradan da Çanakçı yolu üzerindeki İmatlı köyüne düştü.
Beni köyün ortasında bırakan şoför Şevket Abi, ağzında sigarası, dilinde hoş sohbetiyle yolculuğuma ayrı bir renk katmıştı.
İlk girdiğim kahvede, köylülerle tanıştım.
O gün tanıdığım insanlar arasında biri vardı ki, yıllar geçse de unutulmayacaktı:
Kemençeci Kâtip Şadi…
Derekuşçulu köyündendi.
Şevket Abi'nin hemşerisi, iyi bir müzisyen, güzel sohbetli, gönlü zengin bir insandı.
Uzun uzun konuştuk.
Kemençesinin eşliğinde yeniden buluşmak üzere vedalaştık.
Aylar sonra sözümüzü tuttuk.
Bakkal Harun'dan alınan mezeliklerle Çanakçı Deresi'nin kıyısında bir sofra kurduk.
Karadeniz havaları soğuk sulara çarpıyor, vadinin yamaçlarında yankılanıyordu.
Şadi Abi ise derviş edasıyla oturuyor; kemençesiyle, sesiyle, eşsiz sanatıyla gönüllerimizi fethediyordu.
O gün yalnızca bir sofra kurmamıştık.
Dostluğun, müziğin ve güzel insanların ölümsüz hatırasını kurmuştuk.
Şimdi yıllar sonra, o derenin sesi hâlâ kulağımda.
Ama Şadi Abi'nin kemençesi susmuş.
İnsan bazı dostlarını kaybedince anlıyor; zaman geçmiyor aslında, sadece anılar derinleşiyor.
Bazı insanlar hayattan ayrılıyor ama gönlümüzde çalmaya devam ediyor.
Şadi Abi de öyle…
Karadeniz'in hırçın sularına karışan kemençesinin sesi, dostlarının yüreğinde yaşamaya devam edecek.
Ruhun şad olsun güzel insan.
Seni tanımış olmak, hayatımın güzel tesadüflerinden biriydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder