Özgürlük Parkı’na yakın oturuyoruz.
Her pazartesi parkın hemen dibinde pazar kurulur.
Bizim evin hanımı da pazarın müdavimidir.
Balıkçısıyla dost,
peynircisiyle ahbap,
patatesçisiyle şakalaşır,
çiçekçiyi zaten aileden sayar.
Bundan üç dört yıl önce
o çiçekçiden küçücük bir begonvil aldı.
Yirmi, bilemedin yirmi beş santimlik…
Bir dal, birkaç yaprak,
henüz hayatın başında minicik
bir fidan.
Şık bir saksıya dikti,
balkonun en güneşli köşesine koydu.
Sonra başladı sevgi nöbeti.
Her sabah suyunu verdi,
yapraklarını yokladı,
güneşi yeter mi diye baktı.
Yetmedi, onunla konuştu.
Öyle kuru kuru değil;
bebekle konuşur gibi,
sevgiliyle konuşur gibi…
“Büyü bakalım,” dedi,
“sen daha çok güzellik göreceksin.”
Begonvil de belli ki
bu sözleri ciddiye aldı.
Bir yıl sonra
artık o küçücük fidan değildi.
Serpilmiş, dallanmış,
boy pos edinmişti.
Öyle büyüyordu ki
biraz daha izin verilse
balkondan bizi kovacağı kesindi.
Hanım baktı, düşündü:
“Senin yerin burası değil.”
Aldı begonvili,
apartmanın küçük bahçesine dikti.
Tam balkonumuzun önüne.
Can suyunu verdi.
Sonra yine başladı
o bildik sevgi hikâyesi.
Her gün konuştu onunla.
Büyümesini seyretti.
Yeni filizlerini çocuk sevinciyle karşıladı.
Begonvil de
sevgiyi karşılıksız bırakmadı.
Bugün artık
küçücük bir fidan değil,
iri kıyım bir ağaç.
Öyle bir ağaç ki
yoldan geçenler
önünde durup fotoğraf çektirmeden
yollarına devam etmiyor.
Bahçemizin parlayan yıldızı.
Komşular memnun.
Yanından geçen selam veriyor.
Apartmanımızın havası değişti.
Hatta geçenlerde kulak misafiri oldum;
adres tarif ederken
“Begonvilli apartman” demeye başlamışız.
Ne tuhaf…
Bir apartmana
adresini veren bazen kapı numarası değil,
bir ağacın gölgesidir.
Bir evin kimliğini
duvarları değil,
içinde büyütülen sevgi belirler.
Bizimki de böyle oldu.
Bir kadın
pazardan küçücük bir begonvil aldı.
Bir balkonun güneşine bıraktı.
Sonra toprağa emanet etti.
O da karşılığında
çiçeklerini verdi,
gölgesini verdi,
rengini verdi,
hatta apartmanımıza bir isim verdi.
Şimdi hanımın yeni projeleri var:
Begonvilin altına bir çardak…
Belki küçük bir masa,
iki sandalye,
birkaç saksı daha…
Belli mi olur,
yarın öbür gün
apartmanın bahçesinde
küçük bir begonvil cumhuriyeti kurar!
Bir de bütün bunların arasında
siyasi çalışmalarını ihmal etmiyor.
Yeni Parti Kadıköy İlçe üyesi;
nefer gibi çalışıyor.
Toplantılara bazen
evde yaptığı keklerle gidiyor.
İşte buna biraz bozuluyorum doğrusu.
Ama evde nizam bozulmasın diye
susuyorum.
Çünkü insan
bazı mutlulukların önünde
itiraz etmeyi değil,
seyretmeyi öğreniyor.
Ben de seyrediyorum.
Bir begonvilin
küçücük bir saksıdan çıkıp
koca bir ağaca dönüşmesini…
Ve düşünüyorum:
Hayat belki de
büyük mutlulukların peşinde koşmak değil;
küçük bir şeye
büyük bir sevgi vermek.
Bir fidanı sulamak,
bir çiçeği okşamak,
bir ağacın büyümesini beklemek…
Sonra bir sabah
başını kaldırıp bakmak:
“Bak, bizim begonvil ne kadar büyümüş…”
Ve insanın içinden
kocaman bir mutluluk geçmesi.
Belki hayatın sırrı
tam da burada.
Sevdiğin bir şeyin büyümesine
tanıklık etmek.
Bir begonvil,
eşimin ellerinde hayat buldu.
Şimdi dalları
apartmanımızın duvarlarına kadar uzanıyor;
çiçekleri pencerelerimize,
gölgesi günlerimize düşüyor.
Ben artık biliyorum:
Bazı insanlar ev kurar,
bazıları da o evin ruhunu.
Bizim evin ruhunda
bir begonvil var.
Ve o begonvilin karşısında
gözleri hâlâ ilk günkü gibi ışıldayan
bir kadın…
Dilerim o ışık
ömrü boyunca hiç eksilmesin.
Çünkü bazen
bir insanın mutluluğu
koca bir dünyaya bedeldir.
Bizim dünyamızın adı da artık belli:
Begonvilli Apartman.
Macit CÜNÜNOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder