Memleket dediğin
bir avuç toprak değildir yalnız,
bir haritada çizilmiş
sınırlar hiç değildir.
Bir insan yüzüdür memleket,
sabahın ilk ışığında
sokağa çıkan komşunun selamı,
çocukluğun dizlerinde açılan yaradır.
Bir evin kapısıdır bazen,
önünde annelerin beklediği,
akşamüstü ezberlenmiş bir gökyüzü,
uzaktan gelen bir tren düdüğüdür.
Bir çeşmenin başında
susuzluğunu giderirken
çocukluğuna rastlamaktır.
Bir dut ağacının altında
yıllar önce bıraktığın
kendini yeniden bulmaktır.
İnsan doğduğu yeri
neden bu kadar sever, bilmem…
Belki ilk kez orada
gökyüzüne baktığı içindir.
İlk korkusu orada büyümüştür,
ilk sevinci,
ilk türküsü,
ilk gözyaşı…
Belki de insan
doğduğu toprağın kokusunu
ömrü boyunca içinde taşır;
hangi uzak şehre savrulursa savrulsun,
hangi denizleri aşarsa aşsın
bir yerlerde
çocukluğunun kapısı açık kalır.
Memleket dediğin
dildir biraz,
annenin söylediği bir kelime,
babanın susarken anlattığı şeydir.
Bir türkü,
bir bayram sabahı,
bir eski fotoğraf,
bir dostun omzuna bıraktığın eldir.
Tarih vardır içinde,
acı vardır,
sevinç vardır;
gidenlerin gölgesi,
kalanların umudu…
Ve insan bilir ki
vatan yalnızca
üzerinde yürüdüğü toprak değildir;
birlikte yaşadığı insanlardır asıl vatan.
Bu yüzden sevmek yetmez
memleketi…
Seviyorsan insanını da seveceksin,
yoksulunu görmezden gelmeyecek,
yarasına sırt çevirmeyeceksin.
Bir çocuğun gözündeki umudu
kendi umudun bileceksin.
Çünkü memleket sevgisi
bir söz değildir yalnız;
gerektiğinde taşın altına
elini koymaktır.
Zor gününde yanında durmak,
haksızlığa karşı ses vermek,
bir ağacı korumak,
bir nehri kirletmemek,
bir çocuğun geleceğini düşünmektir.
Toprağı sevmek kolaydır;
asıl mesele
o toprakta yaşayan insanı
incitmeden sevebilmektir.
Yıllar geçiyor…
Sokaklar değişiyor,
evler yıkılıyor,
ağaçlar büyüyor,
insanlar eksiliyor hayatımızdan.
Bir gün dönüp bakıyorsun
çocukluğunun mahallesine;
yerinde binalar,
yerinde başka yüzler…
Ama tuhaf bir şey oluyor:
Bir koku,
bir ses,
bir rüzgâr
ansızın geçmişin kapısını açıyor.
Ve anlıyorsun:
İnsan memleketinden
hiçbir zaman bütünüyle gitmiyor.
Bir parçası
hep orada kalıyor.
Bir akşamüstü
uzaklarda kalmış bir şehir düşüyor içine;
Yeşilırmak gibi sessizce
akıyor özlemin.
Bir taş duvar,
bir eski sokak,
bir çocuk kahkahası
yetiyor bazen
yılları geri getirmeye.
İşte vefa biraz da budur:
Unutmamak…
Seni büyüten sokağı,
ekmeğini bölüşen insanı,
omzuna el koyan dostu,
bir daha dönemeyeceğin evin
penceresini unutmamak.
Ve geçmişe bakarken
yalnız kendini değil,
senden önce yaşayanları da hatırlamak.
Çünkü biz
bir başkasının bıraktığı yerden
devraldık bu hayatı.
Şimdi sıra bizde…
Çocuklara
daha güzel bir gökyüzü,
daha temiz bir su,
daha adil bir hayat
bırakabilmekte.
Memleket sevgisi
işte tam burada başlar:
Dünü unutmadan
yarına yürümekte…
Köklerinden utanmadan
dallarını gökyüzüne uzatmakta…
Ve bir gün
ardına bakmadan gidemeyeceğini bilerek
bu güzel toprağa
bir iyilik bırakmakta.
Memleket dediğin
doğduğun yerden çok daha fazlasıdır.
Bir ömürdür…
Bir hatıra…
Bir sızı…
Bir türkü…
Ve insan nereye giderse gitsin
kalbinin bir köşesinde
sessizce taşıdığı
eve dönüş duygusudur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder