24 Eylül 2026

YAŞAMAK

Bugün varız,
yarın bir avuç sessizlik…
Belki bir taşın gölgesinde
unutulmuş ince bir çizgi,
belki eski bir fotoğrafta
yüzü silinmeye yüz tutmuş
bir gülümseme…

Tarih,
nice kibirli adamı
birkaç satıra sığdırıp
sayfaların arasına gömdü.
Tahtlar devrildi,
heykeller kırıldı,
büyük laflar sustu.
Makamlar unutuldu,
unvanların üzeri tozlandı.
Geriye
birkaç isim,
birkaç tarih,
birkaç sararmış fotoğraf kaldı.

Öyleyse
neden bu kadar ciddiye alalım kendimizi?
Bırak dünya
kendi gürültüsünde dönsün.
Bırak makamlar,
unvanlar,
hesaplar,
hırslar
birbirini kovalasın.
Biz gerekirse
bir duvar dibinde
hayatın en ciddi işini
en sıradan hâlimizle görelim.

Sonra başımızı kaldırıp
bütün o tantanaya karşı
küçücük bir kahkaha bırakalım
dünyanın ortasına.
Çünkü hayat
en büyük derslerini
çoğu zaman
en küçük ayrıntılarda verir.
Bir dilim ekmekte,
akşamüstü serinliğinde,
dostun omzuna konan elde,
uzaktan gelen bir çocuk sesinde…
Bir fincan çayın buğusunda,
eski bir şarkının
ansızın açtığı yarada,
kimsenin bilmediği bir anda
kendimize gülüşümüzde…

Belki de
en büyük özgürlük budur:
Kendini fazla önemsememek,
kendi kusuruna gülebilmek,
yenildiğinde yeniden kalkmak,
kırıldığında bütünüyle taşlaşmamak,
hayatı
bütün yaralarıyla sevebilmek…
Ve ölümü bilmek.
Ölümün
kapının bir yerinde beklediğini
bile bile
masaya bir sandalye daha çekmek…
Bir kadeh değilse bile
bir bardak su kaldırmak hayata.
Ve usulca söylemek:
“Daha bitmedi.”
Çünkü biliyorum artık;
ömür dediğin
uzun bir yol değil,
birkaç güzel anın
yan yana gelmesidir.

Bugün varız.
Yarın belki
bir rüzgâr geçecek üzerimizden
ve adımızı da alıp götürecek.
Varsın götürsün.
Ben bu dünyadan geçerken
birkaç güzel söz,
birkaç dostluk,
birkaç kahkaha
ve mümkünse
biraz da sevgi bırakacağım geride.

Gerisi
tarihin işi.
Ben mi?
Ben,
ölümü bilip
hayata göz kırpacağım.
Dünya
bütün ciddiyetiyle
üzerimize gelirken
ben ona
inatla gülümseyeceğim.
Çünkü ben
kendimi değil,
hayatı ciddiye alıyorum.
Ve hâlâ
bütün yorgunluğuma,
bütün kayıplarıma,
bütün kırgınlıklarıma rağmen
inadına yaşıyorum.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...